<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120</id><updated>2012-01-17T14:13:17.159+02:00</updated><category term='mail'/><category term='ileti'/><category term='yaşlanma kılavuzu'/><title type='text'>Kırık Düşlere veya Kırık Dişlere</title><subtitle type='html'>Can sıkacağı</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>39</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-1566581092659811414</id><published>2011-06-12T04:43:00.001+03:00</published><updated>2011-06-12T04:43:38.270+03:00</updated><title type='text'>Şimdiki Zaman</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Sonra demek şimdi değil demektir. Kediler sonra demez, şimdi yapar. Çilek de yerler. Sana bunu anlattığımda “vişne sanıyordur çileği belki de” dedin. Bu kadar güzel demedin ama o kadar güzel anlattın gözlerime bakarken. Keşke bakışların anlamını saniyeden başka bir ölçme birimi olsa dedim içimden. Bu yüzden birini dinlerken hep önüme baktım ve her anın bitmesini istediğimde sanırım 10 yaşındaydım. Hatırlamayı unutabildiğimde 21. Müziği geç keşfettim, Olcay’ı geç anladım. Ablam olsaydı onu tekmeleyeceğim için çok pişmanım. Merdivenler iner, yokuşlardan çıkarım. Nerden inersen çık, her yolun eve gidebilmesi sinirimi bozar. Kapımı yumruklarım bu yüzden. Ben değil, anahtar deliği çok alıngan. “Sonra konuşalım” dediğinde alınmadım. Şişelerin kapakları alınan, kitapların sayfaları, asansör numaraları, hoparlörün cızırtısı, merdiven basamakları, en çok da Balgat’ın yokuşları. Utancından varmak istediğin yere hemen ulaştırır seni. Yanlış durakta düğmeye bassa, laf yememek için iner Balgat arabadan, yokuşları da arkasından, ben de onların. O yokuşun başında demiştin “burada ayrılalım”. Arkana bakmış, “sonra konuşalım” demiştin. Şimdi evlendin. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-1566581092659811414?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/1566581092659811414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/06/simdiki-zaman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1566581092659811414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1566581092659811414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/06/simdiki-zaman.html' title='Şimdiki Zaman'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-3498895456319808506</id><published>2011-06-01T02:07:00.003+03:00</published><updated>2011-06-01T02:14:03.707+03:00</updated><title type='text'>Uzun 2000'ler - 1</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: black; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;Bazen şeyler bir süre sonra ödeve benziyor. Yapmak zorunda oluyorsun. Yapmazsan azalıyorsun. En son Lise 2 de Kemal’le birlikte kompozisyon yazmadığım için ikmale kalmıştım. Hoca bir şiiri kompozisyon haline getirmemizi istemişti. Pencereleri hatırlıyorum şiirle ilgili. Bir de bir kuş ya da adam. Hepsi aynı sonunda. Yazamamıştık öyle zorlayınca, çoktan seçmeliydik. Verdiğin kadarını alıyordun bizden. Vermezsen tükeniyorduk. Kapıyı vurup çıkmıştık. Hoca da sınıfta bırakmıştı haklı olarak. O zamanlar Edebiyat’tan kalınca bütün derslerden kalmış sayılıyordun, bir de Almanlar yenilince yenik. Ama biz kim yenilse yenik sayılıyorduk. İtinayla yenilirdik. Gazetelerdeki ölüm ilanlarına birbirimizin resimlerini yapıştırırken bazen yalandan değil gerçekten ağlardık. En yakın arkadaşımla aynı mezarlığa gömülür, bazen de ben onun cenazesini taşırdım. En fazla gazetede ismi olanın &amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;sırası tabut olur, sıra omuzlarda dolanırdı. İmam-Hatip’li bir arkadaş cenaze namazını kıldırır, yakalarda da resimler olurdu. Merhumu genelde iyi bilirdik. Cenazelere talimliydik. Lise bizim için çok acıklıydı. Ama en çok Olcay okulun arkasında üst sınıftan bir kıza çıkma teklif ettiğinde yenilmiştik. En az 10 kişi birden. Tek tek. Haddini bilerek. Yine de güzel şarkılar, bahçelerinde erik olan iddaasız ara sokaklar ve çilek yiyen kediler biliyorduk. Öyle deme, kedilerden herkese bahsetmiyorduk. Yolları çok yürüyünce galip sayılıyorduk ama kimse yenilmiyordu. Durdurmak için yalandan el ettiğimiz taksiciler ve geri dönüşüme gitme umuduyla beklerken sinirlenip kırdığımız bira şişeleri hariç. Sigaramız hep bitiyordu, bir de yollar. Biten her yol eskiden nedense hep eve gidiyordu. Her ev de mutsuz bir geceye.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-3498895456319808506?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/3498895456319808506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/06/uzun-2000ler-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3498895456319808506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3498895456319808506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/06/uzun-2000ler-1.html' title='Uzun 2000&apos;ler - 1'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-3604214459932065777</id><published>2011-04-26T03:01:00.004+03:00</published><updated>2011-04-26T21:17:21.481+03:00</updated><title type='text'>Bazen Şeyler</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR" style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Mutsuz bir sekizgen mutlu bir yengeçi andırıyor. Kimin daha mutsuz olduğu kurayla belirlenir böyle durumlarda. Kimsenin mutsuzluk hakkı kimseye geçmemeli. Sen de biliyorsun aslında kimsenin kaybetmediğini. Kazandıkça daha çok sekizgene benziyor bu yüzden yengeç. Sevimsiz olamıyor ki her mutsuzluk. O da bir marifet. Gülesin gelir bu yüzden mezarlıklarda. İlk sen gülersen ben kesin gülerim. Hep böyle oldu bu. Sen gelirsen ben hep gelirim. Bak yine aynı şey oldu. Kendinden emin her cümle bir sonrakini kıskanıyor. Anlamlar azalıyor, kahveler ve sigaralar. Yine de Cuma okul çıkışı iyimser olmayı öğrenebiliriz. Saçma bir şey söylemezsem ölürüm ayrılırken. Ölürsem gülersin. Sen gülersen ben kesin gülerim. Hep tekrarlıyorsun deme. Her şey ayrı yazılıyor.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-3604214459932065777?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/3604214459932065777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/04/bazen-seyler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3604214459932065777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3604214459932065777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/04/bazen-seyler.html' title='Bazen Şeyler'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-4536277218118530201</id><published>2011-04-13T22:24:00.002+03:00</published><updated>2011-04-21T01:30:11.083+03:00</updated><title type='text'>Yoldur Gidilir</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sonsuz bir baş ağrısı. Buna mideniz mutlulukla asit salgılayarak eşlik ederse, ayaklarınız hiç de bu duruma kayıtsız kalmayacaktır. Böyle bir haldeyken bir kuşun kafanıza hayatınızı komple sıçmasının bir anlamı yoktur. Zaten anlamı olan şeyler kuşun götü kadardır bazen ve bunu görmezden gelebilirim diye sevinebilirsiniz. Ama ayaklarınız ağrıdığı için dinlenmek istemeniz başınızın zonklamısından dolayı zorunluluğa yol açıyorsa, oracıkta bırakmalısınız her şeyi. Her şeyi bırakmak için hiçbir şey yapmaya gerek yoktur. Her şey çilekten ya da babanızdan aldığınız 10 kağıttan daha kırmızı değildir çünkü. Oracığa bırakırsanız kendinizi, kafanızdaki düşünceler bir Cuma günü dağılan ilköğretim okulunun tepeden çekilmiş görüntüsüne benzer ve ben hayatım boyunca dağılan bir okul kadar hüzünlü bir şey görmedim desem abartmış olmam.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="KitapMetni"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-4536277218118530201?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/4536277218118530201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/04/yolda-giderken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/4536277218118530201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/4536277218118530201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/04/yolda-giderken.html' title='Yoldur Gidilir'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-5499496680234653131</id><published>2011-03-21T03:50:00.002+02:00</published><updated>2011-03-21T03:50:39.074+02:00</updated><title type='text'>Cümle Arası Anekdotlar-4</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Evde çarpışan arabalarla oynuyordum. &lt;br /&gt;Top geldi ayağıma. &lt;br /&gt;Hassiktir dedim.&lt;br /&gt;İleri ittim olacakları. &lt;br /&gt;Kediyi bindirdim arabaya, vurdum topa. &lt;br /&gt;Top kediye çarptı, araba bana. &lt;br /&gt;Bu işte bir değil bir çok yanlışlık olmalıydı, olmadı. &lt;br /&gt;Her şey gibi bu da olmadı. &lt;br /&gt;Çocuk başladı ağlamaya, zaman başladı ağlamaya. &lt;br /&gt;Herkes çarpışan arabaya binmek istiyordu, kedi inmemek.&lt;br /&gt;Kasaptan borca ciğer aldım, koklattım kediye.&lt;br /&gt;Kedi havalarda. &lt;br /&gt;Şimdi koydum zamanı arabaya, bir tekme de ona.&lt;br /&gt;Araba çarpıştı duvarla, ben çocuk oldum, çocuk araba.&lt;br /&gt;Bindim çocuğun sırtına.&lt;br /&gt;Akıt dedim zamanı, zaman akmadı.&lt;br /&gt;Çocuk yine ağladı battaniye altı. &lt;br /&gt;Dedi zaten doğru akıtsaydık zamanı, ben çocuk olurdum sen baba.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-5499496680234653131?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/5499496680234653131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/03/cumle-aras-anekdotlar-4.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/5499496680234653131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/5499496680234653131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/03/cumle-aras-anekdotlar-4.html' title='Cümle Arası Anekdotlar-4'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-13838510694871476</id><published>2011-03-19T02:46:00.007+02:00</published><updated>2011-03-19T03:10:03.494+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşlanma kılavuzu'/><title type='text'>Yaşlanma Kılavuzu</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Uyan. Yataktan çık. Yataktan çıkmadan uyanmış saymazlar seni, sen sayarsın, bu önemli değil. Çişini yap. Elini yıka, yüzün kalsın. Yüzünü yıkamayı sevmezsin. Uyku mahmurluğu hoşuna gidiyor. Biraz saçlarını düzeltebilirsin, çok tipsiz olma. Düzelt. Mutfağa dal.&amp;nbsp; Adettendir; buzdolabını açıp göz gezdir. O sırada başka şeyler de düşünebilirsin. Çay suyu koy. Buzdolabını tekrar aç, yumurta var mı diye bak. Bugün ne işin var? Muhtemelen bi işin yok. Kapadın buzdolabını. Niye açtığını unuttun. Yumurtalara bakacaktın. Fazla uzaklaşmamışsın, tekrar aç, bak. Yumurta var, güzel. Ekmek de varsa sabahı kurtardın. Sana yetecek kadar var. Şurada da biraz bölük pörçük var, mükemmel. Çay suyu kaynayana kadar bilgisayarı aç, kimsenin mail atmadığını gör. Bilgisayarın fan sesini sevmiyorsun, kapat hemen. Bilgisayar susana kadar hareket etme. Sustu. Televizyonu aç. Çayı demle. Az sonra yumurtanı yapacaksın. Biraz oralarda gezin, kafan açılsın. Telefonunu kontrol et. Kimse aramamış. Zaman öldür. Yumurtanı ye, çayını iç. Hadi bi de benden iç. Bi daha mı? Hadi onu da iç. Bu son mu? İç iç. Ohhh. Şimdi ne yapacaksın. Aklın dışarı çıkarsan evde , evde durursan dışarıda kalır. Biraz öylece dur. Kafanda kur ne yapabileceğini dışarıda. Tahmin edebiliyosan çıkmazsın, çıkmış kadar olursun zaten. Şimdi öylece dur, dünyayı zihnine kur: Öğüt veren arkadaşlarınla mı, öğüten kadınlarla mı buluşacaksın? Belki bir film izlerim diye içinden geçiriyorsun, şöyle bir düşündün ne izleyebileceğini; sıkılıdın. Okuduğun kitaba devam etmek istiyorsun ama o da içinden gelmiyor. Bazı düşünceler istiyorsun, senin olan bazı düşünceler. Düşünceler kedi gibiler, canları istiyince sana geliyorlar. Şimdi yoklar, yürürken gelirler peşinden ama o zaman da sen not almazsın, ödeşirsiniz. Çatılardan yürümeli belki. Ama o kadar da maceracı değilsin. Çıkıp dolaşıp kaç adım attığını sayabilirsin? Kendine güvenemezsin, kesin kafan karışır. Herhangi bir otobüse binip bi yerlere git? Yine de içinden bir şeyler seni yönlendiriyor değil mi? İstemeden de olsa bineceğin otobüsü, gideceğin yolları seçiyorsun. Çık önüne ilk gelene aşık ol. Peşinden koş, hayatını ona ada. Sevmediğin bir adama yumruk at. Ayakkabılarını çıkar. Bakkala Cino, elektrikçilere mıknatıs, tuhafiyeye mezura, polise kimlik sor. Sor, yap, et. Şimdi kendin bile inanmıyorsun bunlara. Hayal kurarken bile özgür değilsin. Sen en iyisi mi sakın saate falan bakma, bakarsan anında yaşlanırsın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-13838510694871476?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/13838510694871476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/03/yaslanma-kilavuzu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/13838510694871476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/13838510694871476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/03/yaslanma-kilavuzu.html' title='Yaşlanma Kılavuzu'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-7185900436142830876</id><published>2011-03-09T08:28:00.005+02:00</published><updated>2011-03-12T18:38:13.457+02:00</updated><title type='text'>Rüya Tabiri - Barış Manço</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Sual: &lt;/b&gt;Geçen gece rüyamda Barış Manço'yu siyah beyaz televizyonda cünbüş çalarken gördüm. Gördüm diyorum çünkü ses gelmiyordu ama öylesine güzel çalıyordu ki gözümü alamıyordum. Bir süre onu izledim, sonra gözgöze geldik Barış Manço ile. Duyamadığımı belirten işaretler yaptım, o da nasıl olduysa beni anladı ve bazı talimatlar verdi. Gerisini çok fazla hatırlamıyorum. Nedir bu rüyanın hükmü?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;El Cevap:&lt;/b&gt; Bir kişinin rüyasında Barış Manço görmesi; o kişinin hakkında hayırlara vesile olacak olayların gelişmesine ramak kaldığı, ramak kalmasa bile en azından ümit olduğu, ümit olmasa da abartmayın lan, bu kadar karamsar olmayın anlamına gelir gibi yapıp, bazen de rüyada Barış Manço görmek; kişinin düzenli olarak berbere gitmediğine, yakında bayram olacağına(detaylı bilgi için bknz: rüyada bayram günü görmek) sofrada berekete, ama hemen sevinmeyin bakkala yüklü bir borca, eğer bekar iseniz kol düğmelerinzin kopacağına, değilseniz karınızın onları dikeceğine, öğlen yemeğinde domates biber patlıcan közleyeceğinize, yok daha neler, onlar şarkı isimleri sadece derseniz de rüyada Barış Manço görmek; kimi zaman uzaktan gelen bir akrabanın kolormatik gözlüklerine kıl kapacağınıza, koparılmış ekmek ucuna, zor bi sudokuya, sabah seher vaktine, yatmış iddia kuponuna, masaüstünüzde duran önemsiz bir kabloya, çayın zevk vermeyen beşinci bardağına, yol çeviren anketörlere, hayır diyemiyen sana, tüten sobaya, arı sokmasına, bardağın boş yarısına, &amp;nbsp;sürekli öğüt veren arkadaşlara, sürekli öğüten sevgililere,&amp;nbsp;göz yaşı kurumasına,&amp;nbsp;yine de sürekli aşık olan sana, yazılanlara inanırsan da az bir vakte kadar senin için bir devrin kapanıp yeni bir devrin başlayacağına delalettir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-7185900436142830876?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/7185900436142830876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/03/ruya-tabiri-bars-manco.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/7185900436142830876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/7185900436142830876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2011/03/ruya-tabiri-bars-manco.html' title='Rüya Tabiri - Barış Manço'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-5878823281332936254</id><published>2010-09-03T06:11:00.016+03:00</published><updated>2010-09-16T00:18:44.679+03:00</updated><title type='text'>Hep Kılavuz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Belli belirsiz gülümseyerek bana tatlı tatlı baktı. Olağanüstü bir göt, büyük bir göt. Böyle bir göt size öyle baktığında nasıl biri olmalı? Nasıl tutmalı kibriti, sigarayı nasıl yakmalı, pencereden nasıl bakmalı, nasıl konuşmalı onunla, nasıl onun karşısında durabilmeli, nasıl soluk almalı? Bunları bu dersanelerde hiç mi hiç öğretmezler. Ve benim gibileri işte bu tür bir çaresizlikte, yüreklerinin atışlarını gizlemeye çalışarak kıvranırlar."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Yine Hayat&lt;/i&gt; - Orman Pamukçuk &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_dNx2yjHiTQg/TIBrHapbUNI/AAAAAAAAAJY/HXyz9NY-SE4/s1600/17255_1270424011042_1543112324_712918_5095254_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="206" src="http://4.bp.blogspot.com/_dNx2yjHiTQg/TIBrHapbUNI/AAAAAAAAAJY/HXyz9NY-SE4/s320/17255_1270424011042_1543112324_712918_5095254_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kaset Loop&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anneni öp, öp. Tişörtünün yakası? Bırak annen düzeltir. Düzelt, düzelt. Ayakkabılarını giymeyi unutma. Bağcık sağ, bağcık sol. Güle güle de, el salla. Sağ el mi sallanır sol el mi düşünme. Karar ver sol el, salla salla. Yeter. Dış kapıyı iyi çek. Şimdi göbeği içeri çek. Kontrol et. Göbeği. Kapıyı. Önce ev merdivenlerini çık, çık. Saymayı bırak. Tamam, 9. Ortalama 15 cm, 9 çarpı 15? Zihni yorma. Sağdan mı soldan mı karar ver. 135.  Soldan düz yol kısa ama tanıdık çok.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Sonra selam ver ve aşağı dik yokuş, yukarı daha az dik yokuş? Yukarıda otobüs bekle, aşşağıda minibüse bin? Ama beklemeyi sevme. O zaman sağdan git, git, git, git. Yol dar, camlardan sana bakarlar. Sabret, az sonra uzun merdiven var. Yürü yürü yürü. Adımlarını sayma. Başka şeylerle meşgul görün. Sola dön, uzun merdivenleri tırman, tanıdık azalsın; azal, tırman, azal, tırman. Merdiven geniş; önce sağından, yarısından sonra da solundan. Terleme. Ne kadar kaldığına bakma. Bak bakmayınca hemen bitti. Soluk al, bunu unutma, sürekli hatırlatmayacağım. Şimdi sağa sap , yürü yürü yürü. Hafif rampa var tırman tırman tırman. Ama yorulma. Az sonra daha büyüğü gelecek, onu düşünme. Kestirmeden gitmeyi düşünürsen yol kısalacak ama yokuş dikleşecek. Sakın kestirme. Yürü yürü yürü. Sağda çocuklar camsız evin duvarında top oynarlar, oyunlarını bozma. Terle terle terle. Dar sokak, şurdan gideyim de, git git git. Dar sokakta kesin araba gelir, köşeye kaçıl kaçıl. Yine merdiven var çık çık çık. Ah biraz daha düz yol var yürü yürü yürü. Düz yolda yine insanlar birbirlerine bakarlar, kafanı eğ eğ eğ. Ayaklarını izle; paytak paytak paytak. Saatini kontrol et; telaş telaş telaş. Terler; vıcık vıcık vıcık. Son rampaya geldin; tırman tırman tırman. Artık meydana geldin,  tanıdık yok, kafayı kaldır kaldır. Aha trafik lambası son 15, 14, 13; yardır yardır. Aferim kıl payı geçtin, sakin sakin. Nereye gideceğini tekrar düşün; Taksim. O zaman metro doğru seçim. Metroya girmeden son kez etrafına bak, gör, bak. Sakın bir şey kaçırma. Tamam, yeter. Merdivenleri in, bunu hakettin. Upuzun koridordan yürü, yürü. Kameraları kontrol et, hafif gülümse, sırıt, sırıt. Güzel kızların bacaklarına bak, müzik sesi yaklaşıyor dikkat, dikkat. Gitar çalan çocuğa bozukluk ver. &amp;nbsp;Sakın yüzüne bakma. Utanırsın, kızar kızar. Yine veremedin parayı bundan da utan! Bi dahaki sefere. Sakinleş. Akbilini hazırla. İçinde ne kadar var? Sakin ol. Bas, bas. Ooo daha çok varmış, rahat. Yürüyen merdivene bin, bin. Sağda bekleme, soldan kaptır. Tüh duran teyze var, uyaramazsın. İnmeyecekmiş gibi sakince sağa kaykıl. Bekle, bekle. Aha biri teyzeyi uyardı! Beklemeyi sevme. Adamın peşinden yardır. Koş koş. Acelen var. Taksim sol diyor, sakın sağa gitme. Görünürde metro yok, bekle bekle. Terlerini sil sil sil. Bozuk paran varsa makineden su al, iç iç. İndiğinde en avantajlı olacağın yere yürü yürü. Bekle şimdi gelir. Ya da yok bekleme. Beklemeyince daha çabuk gelir. Barkovizyonları izle izle. Bunu da izle izle. Geliyor hazırlan. Kapı açıldı önce insinler. Şimdi binsinler. Sen de bin bin. Kapının yanından ayrılma. İki durak zaten. Kalabalığa karışma. Diğer durağa kadar kapının camından kendini seyret. Düşünme. Diğer durakta ineceklere yol ver. Şimdi bineceklere yol ver. Sadece inenlere son bir kez bak, bak. Artık indiklerine göre seni tekrar göremezler. İstersen dalganı geç geç. Gözüne kestirdiğin birini son ana kadar görmeye çalış, uğraş. Hızlan metro hızlan. Kız gözden kayboldu, artık kendine odaklan. Avantajlı yerdesin avantajını sakın kaptırma. Tren durdu kapıyı ortala. Açıldı, kaptır kaptır. Yürüyen en uzun ve dik merdiven. İlk sen ulaştın, yardır yardır. Diğer merdivenleri sakın düşünme. Yürüyen yolda sen de yürü yürü. Müzisyenler uzakta, aklından bile geçirme. Çık çık, tırman tırman, koş koş ,terle terle arada turistleri dinle dinle.&amp;nbsp;Bu merdiveni de sağdan tırman tırman, gökyüzü tekrar seninle. Ohh sonunda bitti. Şimdi tekrar düşün, buluşma nerede? İstiklal girişi. O zaman bak İstiklal girişi ileride, akşama seni burdan alırım, sakın bekletme!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-5878823281332936254?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/5878823281332936254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/09/klavuz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/5878823281332936254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/5878823281332936254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/09/klavuz.html' title='Hep Kılavuz'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_dNx2yjHiTQg/TIBrHapbUNI/AAAAAAAAAJY/HXyz9NY-SE4/s72-c/17255_1270424011042_1543112324_712918_5095254_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-8823293284057330878</id><published>2010-05-07T13:25:00.003+03:00</published><updated>2010-07-30T01:35:12.495+03:00</updated><title type='text'>Saat 3:00</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ii gt" id=":11m" style="font-size: 13px; margin-bottom: 5px; margin-left: 15px; margin-right: 15px; margin-top: 5px; padding-bottom: 20px;"&gt;&lt;div&gt;"Çeşm-i yeşil derler, yine muhabbetin ortasından girenler; sıralamalara ayak uyduramadan gecenin üçünde. Bir düzen olsaydı böyle mi olurdu halbuse? Redif de bir kafiyedir en nihayetinde kendince. &amp;nbsp;"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Devrik cümle kurup girizgahı karizmatik eylemeye çalışan ama yazdıklarından emin olamadıkları için ismini gizleyen, bu yüzden ancak 5 yıl sonra kendisi olacak olan amatör yazarları &amp;nbsp;buradan, sizin nezdinizde, tıkırtıyla anıyorum sevgili bayan. Redif kafiyenin önemini, rüyada demli çay görmenin gizemini, gözlemenin yanık yerini, yakında sofralarımıza gelecek olan karpuzun göbeğini ve hiç bir zaman onun kadar önemli olamamış olan kavunun titrek hüznünü de araya sıkıştırmayı unutmuyorum. Umuyorum iyisiniz ve afiyettesinizdir. Bir yukarıda yazdığım meyve ve sebze türünden yiyecekler gece aç olan karnımın tahayyülleri olup; birden, aniden elimden çıkıvermişlerdir ve bana ayırdığınız bu kalbiniz kadar temiz sayfayı hemencecik dolduruvermişlerdir. Dahası da vardır onların ama ben zaman kaybı olmasın diye onları bu kalbiniz kadar temiz sayfaya yazacak kadar budala değilim. Budalalığımın bir kısmı başıboşluğumdan ileri geliyor olup, karşı tarafa zarar vermeyecek kadar zararlıdır kendince; kendime. Sanki bir şey demeye çalışan bu satırların da aslında bir getirisi olmadığını da ancak sigaramdan bir nefes çektikten sonra çayımın hiç bir zaman ilk bardak kadar zevk vermeyecek olan ikinci bardağının ortalarına geldiğimde anlıyorum. Siz de anlıyorsuz değil mi, bu kalbiniz kadar temiz -ayşe teyzesi cıırtt- olan pür-i pak sayfada yazılanları? Eminim anlıyorsunuzdur Genç Werther'in Gacılarını, Raskolnikov'un Acılarını, Aki Kaurismaki'nin Japon olmamasını, Noi Albinoi'nin soğuk algınlığını. Bence anlıyorsunuz, anlıyorsunuz ki bu kahrolası kader bir şekilde bu yazıyı yazdırıyor. Anladığınıza dair ip uçlarını ara ara, yollarda süren serkeş hayatımda veya&amp;nbsp;&amp;nbsp;rüyalarımda görünen imgeli güzel anlarda&amp;nbsp;görüyorum. Anlıyorum o vakit budalalığımın bana verdiği yetkiye dayanarak sevgili bayan: O ip uçları, ince mizah anlayışı orada, sizde mevcut, sadece bekliyor. Ama yine budalalığımın bana verdiği gururdan dolayı gitmiyorum rüyamın peşinden. Şimdi şiirlerdeki gibi sisli, puslu değil de, alabildiğine düz ve az sonra gündüz olacak olan gecenin içinde durmuş düşünüyorum kendimce: Redif de bir kafiye midir acaba kendince?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="hq gt" style="clear: both; font-size: 13px; margin-bottom: 15px; margin-left: 15px; margin-right: 15px; margin-top: 5px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="hi" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: #ffffe2; background-image: none; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-left-radius: 6px 6px; border-bottom-right-radius: 6px 6px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; width: auto;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="gA gt" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: #ffffe2; background-image: none; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-left-radius: 6px 6px; border-bottom-right-radius: 6px 6px; font-size: 13px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; width: auto;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-8823293284057330878?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/8823293284057330878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/05/saat-300.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/8823293284057330878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/8823293284057330878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/05/saat-300.html' title='Saat 3:00'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-2739591684863760789</id><published>2010-03-31T04:29:00.003+03:00</published><updated>2011-03-12T18:45:25.291+02:00</updated><title type='text'>Rüya Yorumu - Jim Jarmusch</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rüyada Jim Jarmusch görmek yakın bir zamanda mutluluğa ulaşacağınızı, bu mutlulukla yetinmeyip daha da farklı şeyler deneyeceğinizi gösterir. Kimi zaman da rüyada Jarmusch görmek düşük bütçe ile aile geçiminizi sağlayacağınızı, açlık sınırında bağımsızlığınızı ilan edeceğinizi gösterir. Bazı durumlarda ise Jarmusch görmek sevdiğiniz bir yakınınızı göreceğinizi ya da o yakınınızın aslında yakınınız olmadığını öğreneceğinize de dalalettir. Rüyada Jarmusch görmek bazı durumlarda da sağlık, bolluk, orta metraj bir hayat ve hayata film look ile bakacağınıza dalalettir. Filmlerinizde alan derinliğini azaltıp, yalan derinliğinizi arttıracağınıza, kısa çöp çekenin ilk ölmeyeceği olacağına, şişman olanın duyarsız olacağına, gözlüklü bir anti-kahraman yaratabileceğinize, 5+1 ses sistemine, 2 çarpı 2 = 4 yalanına ve Dostoyevski'nin kankalığı mertebisine dalalettir. Aynı zamanda rüyada Jarmusch görmek boş cd lerinizin dolacağına, kumandanın pilinin azalıp kanalları zorla zaplayacağınıza, buzdolabının çalışma sesine alışacağınıza, 2GB'lık flash belleğinizin kaybolacağına, kentin telefon rehberinde arayacak tanıdık bulamamaya, doğalgaz kesintisine, güçlü rüzgar esintisine, enseye berberin şakayla karışık vuracağına, gazozu ağızla açmaya, asiti kaçmış kolayı içmeye, dolapta kalmış iki günlük sebze yemeğini yemek zorunda olmaya, faresiz bilgisayar kullanmak zorunda kalmaya, sevdiğiniz bir kitabı okumanın içinizden gelmemesine, bir mecliste oturacak sandalye bulamamaya, askerde devre kaybına ve güzel kız sevme ayıbına da dalalettir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-2739591684863760789?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/2739591684863760789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/03/ruya-yorumu-jarmusch.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2739591684863760789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2739591684863760789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/03/ruya-yorumu-jarmusch.html' title='Rüya Yorumu - Jim Jarmusch'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-557851878165494103</id><published>2010-03-18T21:38:00.021+02:00</published><updated>2010-03-20T01:27:10.919+02:00</updated><title type='text'>Tehlikeli Oyunlar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben oburum albayım: Düşüncelerimin meyvalarını yemek istiyorum, aşkımın meyvalarını yemek istiyorum hemen. Korkuyu yenmek istiyorum. Kalabalık istiyorum. İsteklerle zenginleşilmiyor albayım. Her şey birden bekleniyor: Sigara içiliyor, kahve pişiriliyor, çay pişiriliyor, sokaklarda başıboş dolaşılıyor, her geçenden yardım bekleniyor, sanki işte bu evet bu insan beni kurtaracak, dalgalanan bu etek beni anlayacak, hay allah! karşıya geçti, belki bu yaklaşan etek kurtarır, belki tam bu sırada vasıtalar sıkışır, bin - yüz bin - on yüz bin otomobil önümüzü kapar, saatlerce kaldırımın bu kıyısında dururuz, beklemek önce cesareti kırar, sonra cesaret gelir insana, affedersiniz size bir şey sormak istiyorum, karşıdan karşıya nasıl geçilir acaba? hayır! anlaşmak yüzyıllar sürer böyle, affedersiniz ne kadar güzelsiniz, neden insan bir kelime bir cümle yüzünden kaybediyor? Çok iyi sözler hazırlamıştım güzelliğinizin karşısında unuttum, hava kararıyor, yalnız kurtlar inlerine dönüyor,&amp;nbsp;fakire bir sadaka, siz inanmazsınız ama önünden geçip gittiğiniz dilenciler günde yüzlerce lira kazanıyor, ülkemizin bütün zenginleri böyle adam: oldu, ben merhamet dilencisiyim, kolumda sargılar taşımıyorum, paçavralar içinde gezmiyorum, kimsenin anlamadığı ince metodlarım var, gecekonduda oturuyorum, seviyemin altında yaşıyorum, yüz olabilirken bir oluyorum, sürümden kazanıyorum, bana bak saydam etek! bana bak güzel bacaklar! kiminle konuştuğunun farkında mısın? beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız; ki benden bahsedin, çocuklarınıza beni örnek gösterin, herkes zengin olmak yerine Hikmet olmak istesin, ah bir Hikmetim olsaydı desin, benim ana çizgilerimi öğrenin, sonra 2000 modeli bir Hikmet-çamurlukları büyük arkası şöyle büyük bir Hikmet yaparsınız kendinize göre, kötülüklerimi de unutun, onları ben biliyorum ya yeter, kimseye yararı yok, kötü örnek örnek olamaz, suimisal misal olamaz, bunum anlamı başka, sen anlamazsın ki ince bel! &lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; sana her şeyi nasıl anlatabilirim? gözlerime bakıp bana güvenmeni isteyebilirim ancak, sen beyaz dişlerini göstererek bir gülsen, gerisi kolay, geride bir ordu söz sırasını bekliyor, ben öyle anlatırım ki kötülüklerimi bile küçük hesaplarımı bile güzel gösteririm sana, şimdiye kadar yapamadım ama zarar yok, belki bundan sonra olur, istersen kötülüklerimden bahsetmem de, istersen karşı köşede dilenirim, sana muhtaç olmadık ya, herkesin rızkını Allah verir, ben de bundan bir şey çıkarırım, ne çıkardığımı sen anlamazsın, anlasaydın çıkaramazdım, o zaman dünyada ıstırap olmazdı, bu çeşit ıstırap olmazdı demek istiyorum, henüz Birleşmiş Milletler tanımadı bu çeşit ıstırabı, başka, çeşit ıstıraplarla — buna benzediği halde aslında çok farklı olan ıstıraplarla karıştırdılar, biz bu ıstırabı da, Birleşmiş Milletlere aldık dediler, Amerika da Rusya da karşı çıktı bu ıstıraba, onlar karşı çıkınca olmuyor biliyorsun, biz henüz ümidimizi kesmedik, çok uzun konuşmalıyım biliyorsun, ben susunca gidersin biliyorum, ben konuşurken kaçanlar da oldu, bana roman yaz diyenlerde oldu, hayatım roman olduğu İçin yazmıyorum, onu ben yaşarken okuyun, ben oyun yazıyorum, bir gün sonraya çıkabilmek için ve güneşin bir gün daha doğmak üzere olduğunu görebilmek için her gün yeni oyunlar icat etmek zorundayım, biraz okumuş olsaydın sana Şehrazat filan derdim, bana oyunlarını daha ince bir biçimde ortaya koy diyenler de çıktı, denedim olmadı, dikkat et karşıdan otomobil geliyor, seni biraz adam etmeliyim hayal etmek için, her an yeni birini hayal etmek zorundayım, Bilge'yi hayal edemiyorum artık, ona sahip oldum, ha-ha, hep kendini oynuyor, yüz kırk ikinci temsilini gördük, oynayan için iyi ama seyirci için mahzurlu ha-ha, onun için güzelim... dur bir dakika, neden karşıya geçtin? zarar yok canım, ben vapurda karşına otururum gene, güzel bacaklarını üsüste atışını seyrederim, giyimini kendine nasıl yakıştırdığını incelerim, oldu mu ya, o adam neden önüme oturdu? neden senin canım görüntünü kapadı? zarar yok, başımızı sola çeviriyoruz, başka bir canım görüyoruz, sayın bayanlar baylar, bir dakikanızı rica ediyorum, elimde bu gördüğünüz canımı size çok ucuza veriyorum, Ahmet! memur geliyor mu sen göz kulak ol, evet nerede kalmıştık? işte her şeyi tamam, orası burası yerinde bir canım, hiç bir canım onun gibi elini çantasına sokup da filtreli Amerikan sigarasını çıkararak kırmızı canım gazlı çakmağıyla şıp diye yakamaz, başka marifetleri de vardır, tanıyan bilir, yüzüne en iyi makyaj maskını yapmak onda, en birinci moda dergilerini takip etmek onda, oğlum bir tane versene, buyrun abi, başka isteyen, dur oğlum bir dakika, bu canım ne okur? abi müsaadenle memur geliyor, ben kaçayım, kurgusu biter mi? evet başka isteyen var mı biz gidiyoruz, haydi, evet yalnızları sevindiriyor, elinde neden o korkunç dergiler var güzel şey, neden o kahrolası kitaplara bakıyorsun? mesela canım, Kant'ı filan tutamaz miydin güzel parmaklarının arasında? okuyamam anlamam diyorsun, zarar yok, ben de okuyamıyorum, ben de anlayamıyorum, fakat düşün bir kere: Binlerce yüz binlerce güzel şey elinde Kantla görünse ne müthiş bir sükse olur değil mi canım? istatistik diyorlar bir bilim varmış, duymadınsa benden duy, elbette yüz bin güzel şeyden birkaçı merak eder felsefeyi sonunda diyorlar, zarif parmaklarıyla Kant'ın sayfalarını karıştırır, hattâ içlerinden okuyanlar bile çıkar, neden felsefeyi reddediyorsun? Kant'ı resimli roman biçiminde sana sunmak çok zor güzelim, haha, sen güldüğüme bakma aslında ben ıstırap çekiyorum, bir kere bu Kant çirkin bir adam güzelim, sonra bütün hayatınca evinin dışında sadece yürümüş, ne yapmış ben de pek iyi bilmiyorum, ben söyleyenlerin yalancısıyım, adamın cinsel hayatı da yüz kızartıcı, passons, geçelim demek istedim, bildiğim bir iki kelimeyi de yerinde kullanmazsam beni dinlemezsin ki güzel şey, ah sana öyle şeyler öğretirdim ki arkadaşlarını kıskançlıktan çatladırdm şekerim, ne Tuncay ne Erkan ne de Durgu bunları katiyen bilmez evet kabul ediyorum onların beli daha ince fakat güzel bir profil ne ifade eder sorarım sana şekerim? ben de gözlüklü ve sivilceli bir kız neden seçmiyorum? bunu mu soruyorsun? haha, passons güzel şey passons, korkumu yenmek için diyelim, çok güzel kızlar varmış ve Kant'ı da su gibi okuyorlarmış diye söylentiler çıkarıyorlar, doğru mu acaba? onları ne yazık ki karşıdan karşıya geçerken ve vapurda bacak bacak üstüne atarken ve piyasa caddelerinde gözlerini ilerde bir noktaya dikmiş yürürken göremiyoruz, nerede saklanıyorlar dersin, bak ben ortadayım, onlar da kim bilir ne isterler? Kant'ın kendisini isterler, hem de güzel bir Kant isterler, kirli çamaşırlarını bile kimselere koklatmazlarmış öyle mi? beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım, bizim bir arkadaş vardı, kadınlara kendini acındıracaksın diye öğüt veriyordu bana, çok üzülüyorum —ne yapacağımı bilmiyorum— yalnız kaldığım için intihar etmeyi düşünüyorum diye dert yandı mı bütün kadınlar ağına düşüyormuş, sonra bir yanlıklık oldu: Bu arkadaş —başımız sağ olsun— intihar etti, benim de korktuğum anlar oluyor, insan bu güven olmaz, pencere bu kadar yakınken ve iki adım daha atınca denize düşmek ihtimali varken, korkmayın canım şey, sizi elde etmek için yalandan söyledim, ben ölür müyüm? ha-ha, vicdan azabı rolünde yaşamak niyetindeyim, kendimden bahsettiğime bakmayın, asıl mesele sizsiniz, ben yaşlanıyorum, siz hep genç ve taze kalıyorsunuz, yıllardır vapura binerim, yıllardır geniş caddelerde karşıdan karşıya geçerim, yıllardır yollarda yürürüm, gördüğüm kadarıyla siz hep gençsiniz, hep güzelsiniz, yirmi yaşında kalıyorsunuz her zaman, bir bayrak yarışında olduğu gibi gençliği birbirinize devrederek ilerliyorsunuz, ben benzetme için özür dilerim, sizi yerinizden oynatacak kadar heyecanlı bir benzetme yapmayı ne kadar isterdim, bizi iyi yetiştirmediler, hep ukalalık öğrettiler, öğretenleri bir elime geçirebilsem, sizin yanınızdaki delikanlılar da yaşlanmıyor, ne garip ne karışık bir düzen bu, bazen yanınızda yaşlılar da görüyorum, sakın paraya kıymet vermeyin olur mu? sizi onlarla gördükçe daha çok üzülüyorum, beni kırmayın olmaz mı? işte yolculuğumuz burada sona erdi, doğru dürüst bir söz de söyleye-medim, bana müsaade, duraklarda belki başkalarına rastlarım, onlara söz geçiririm, Kant hakkındaki sözlerime de aldırmayın, sizi kızdırmak için mahsus söyledim, kızınca daha güzel oluyorsunuz da, bunu da nasıl olsa daha önce söyleyen çıkmıştır size, söyleyenlerle görülecek bir hesabım var, eyvallah, beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu — deli midir nedir— böylesini de hiç görmemiştim şekerim-adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu? herkes bir yaşayış tutturmuş gidiyor, herkesin derdi başka, siz güzelliğinizi korumağa bakın, karşıdan karşıya geçerken dikkat edin, bu şoförler yamandır: Sizin gibi güzelleri korkutmak için bile bile üstünüze sürerler arabalarını, bana da geçen gün paranın üstünü eksik verdiler, dedim ya herkesin derdi başka, müsaadenizle ben kaçıyorum, şu güzel biraz hızlı yürüyor da, ona yetişmeliyim, neden hızlı gidersiniz? ne aceleniz var? bacaklarınızın uzun olduğunu göstermek için mi? bu aydınların canı cehenneme, Kant olamadığıma göre hiç olmazsa Erkol Tancar Durgu filan olsaydım, bu pantalonlar gençlere göre efendim demeselerdi elbise mağazalarında bana, dur güzelim acele yürüme yetişemiyorum, ne İsa'ya- yaranabildik ne de Musa'ya, iki cami arasında kaldık, ulan durun be, nereye gidiyorsunuz? o güzel gözlükleri takmasını bil, külhanbeylerini şimdi anlıyorum, hiç olmazsa konuşuyorlar, eskiden külhanbeyleri de bizim gibiymiş, bizim gibi yalnız dolaşan kurt-larmış, hamam külhanları sıcak olduğu için oralarda barınan kimsesizlermiş, ah hele sizlermiş, hele sizlermiş, her şeyin bir yolu yordamı varmış, ustaları-çırakları-şeyhleri-müritleri varmış, külhanda yüzleri kararırmış ama içleri kara değilmiş, kimseye yan gözle bakmazlarmış, ustalarının bir adım gerisinden giderlermiş, fakirlik ilmühaberi olmayanları aralarına almazlarmış, yersiz yurtsuz olmayanları kapı dışarı ederlermiş, külhandan sokağa-sokaktan külhana başları önünde gidip gelirlermiş, Sultan Mahmut (geceleri) ekseriya bir derviş kılığında tebdil eder ge-zermiş, küfür edenleri yan gözle bakanları cezalandırırmış, sonra yeniçeriler ayaklanmışlar, düzen bozulmuş, düzen o kadar bozulmuş o kadar bozulmuş ki sonunda bu karışıklıkta yanılıp hürriyeti bile ilan etmişler, külhanbeyleri de dayanamamışlar, çünkü onlara okuma-yazma öğretil-memişmiş, hürriyeti yanlış anlamışlar, kadınlara laf atmağa başlamışlar, işte size hürriyet! Okuma yazma bilenler de gecekondulara çekilmişler, oradan dünyaya sözle düzen vermeğe kalkmışlar, biz adam olmayız demişler, iyi halt yemişler, işte o gün bu gün güzel şey, gündüz kurt-gece kurt olmuşlar, Frankeştaynlann en korkuncu olmuşlar, ulumak için ay ışığını filan beklememişler, ah ne olurdu bu sözlerimi anlasaydın! canım sen hiç tarih okumadın mı? tarihin tekerrürolduğunu falan hiç duymadın mı? bunlar adam olmaz albayım, bunlarla oyun oynamaya gelmez, ah albayım bir külhanhanım olsaydı, taklitleri var, erkeklerine eşek! diye sesleniyorlar, onlar da onlara aptal' diyorlar, bu kadınlardan hayır yok albayım, artık bakkal açılmıştır, gidip biraz öteberi alayım, kendime bir çay pişireyim, Allah hepimizi korusun albayım, korkulardan kurtarsın, amin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Tehlikeli Oyunlar - &lt;i&gt;Oğuz Atay&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-557851878165494103?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/557851878165494103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/03/tehlikeli-oyunlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/557851878165494103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/557851878165494103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/03/tehlikeli-oyunlar.html' title='Tehlikeli Oyunlar'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-7650997345079216564</id><published>2010-03-08T01:33:00.000+02:00</published><updated>2010-03-08T01:37:47.762+02:00</updated><title type='text'>KARŞI HAYAT</title><content type='html'>&lt;div&gt;Çok uzun metraj filmimizin fragmanı geç de olsa burada:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/7609679"&gt;&lt;object width="400" height="300"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7609679&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7609679&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayal kırıklıkları içindeki üç adam; Kör, Şair ve Yabancı, birbirlerinden habersiz yaşadıkları yılları göz açıp kapayıncaya kadar bitirmiş ama yine de hayata adapte olamamışlardır. Artık bulundukları zaman diliminde kendilerine kabul ettirebildikleri gerçeklikleriyle yaşamaktadırlar ama çevrelerindekiler onlara hala alışamamıştır. Bir gün ailelerinin dırdırından kurtulmak için bir iş görüşmesine giden adamlar, orada tanışıp beraber yaşamaya karar verirler. Boş bir evde, maddi şeylere ihtiyaç duymadan yaşayan adamlar için zaman, evin içinde bir sürüngen gibi ilerlemektedir. Bir gün evin balkonunda buldukları eski bir kitabın sırıını araştırmak için evden çıktıklarında ise evde sürüngen gibi geçen zamanın dışarıya aynı şekilde davranmadığını görürler; tıpkı yüzyıllar önce Yedi Uyurlar'ın başına gelen gibi. Değişen yeni dünyada, kitabın sırrının peşinde kendi gerçekliklerini sorgulayacaklar ve sonu gelmez bir yolculuğa çıkacaklardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-7650997345079216564?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.karsihayatfilm.com' title='KARŞI HAYAT'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/7650997345079216564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/03/karsi-hayat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/7650997345079216564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/7650997345079216564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2010/03/karsi-hayat.html' title='KARŞI HAYAT'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-8971382046834884844</id><published>2009-07-05T15:43:00.001+03:00</published><updated>2010-03-20T01:28:27.486+02:00</updated><title type='text'>Monoton Kokteyli</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;O gün senaryonun son kısımlarını yazacaktık. Arkadaşın evine gittim. Cebimde 6 milyon küsür para vardı. Gitmeden de bakkaldan 3 ekmek bir de 5 litrelik su aldım. Bazen küçük burjuvalıklarım oluyor böyle; musluk suyunu sevmiyorum. Artık cebimde toplam 3,5 milyon kalmıştı, arkadaşımda da para olmadığını bildiğim için bundan sonra “cebimde” yerine “cebimizde” diyeceğim çünkü eve geldim. Evde oturduk, biraz sallandık. Hava sıcaktı, senaryoya başlayamıyorduk. Kahvaltı yapalım dedik, ekmeğimiz vardı. Arkadaş ağır ağır kahvaltıyı hazırlarken ben de bilgisayarın başında pinekliyordum. Bir yandan parasız ne yapacağız diye kara kara düşünürken bir yandan da Jim Jarmusch’un resimlerine bakıp gülüyorduk. Kara kara düşünme işlemini kendi başıma yaparken gülme işlemini arkadaşımla paylaşıyordum. Evet, böyle. Aniden telefon geldi. Arayan babamdı: “Oğlum bi tanıdığa kan lazım, arkadaşını da al gel, harçlık çıkar” diyordu. Yanımda bir arkadaşım olduğunu ona söylememiştim ama babalık içgüdüsü sanırım. “Tamam baba. Kahvaltı yapıp geliyoruz” dedim. Nasıl sevindik, nasıl anlatayım. Öyle işte. Aylak aylak oyalandık, resimlere baktık. Jarmusch’un hayatını sanki ilk defa okuyor gibi tekrardan okuduk. Böyle dar anlarda önceden yaptığın bir işi yapmak insana tarifsiz bir lezzet veriyor; riski olmadığından sanırım. Oyalandık, oyalandık. Hadi artık gidelim dedik. Arkadaş “babanı ara belki geç kalmışızdır” dedi. Aradım, açmadı. Hadi çıkalım, hayırlısı dedik.&amp;nbsp;Kan verdikten sonra içeceğimiz meyve suyunu düşündük, sevindik. İki milyona arkadaşa akbil doldurduk. Başka bir arkadaşın öğrenci pasosu olduğu için rahattık. &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Hastaneye doğru yola çıktık. Yolda içimden” hasta ölmesin” diye dua ettiğimi hatırlıyorum. Nasıl bir düşmüşlükse artık, siz düşünün. İnmemiz gereken yerde indik. Hastaneyi sorduk. Şu tarafta dediler. Şu tarafa doğru yürüdük. Yolda babamı tekrar aradık. Açtı: “Oğlum saat ikiden sonra kan almıyorlar, geç kaldınız” dedi. Durduk. Üzüldüğümü hatırlıyorum. Artık hastanenin nerde olduğunu merak etmiyorduk. Kafamızı kaldırıp etrafımıza baktık. Arkadaş “hadi şu tarafa gidelim” dedi. Şu tarafa gittik, hastane o yönde değildi, emindik. Biraz gittik. Sıcaktı. Bir “İş Bankası” gördük. Bir umut kartımızı soktuk; hüsran. O arada aklıma bana para yollayacak olan bir arkadaş geldi.. Ona mesaj attık. Biraz oyalanacaktık, o yüzden girdik bankaya oturduk. Sıra numarası bile almıştık. Klima da tam arkamızdaydı. Biraz bekledik. O arada yakınlarda oturan başka bir arkadaş aklıma geldi. Son kontörlerimle onu aradık. Buyurun gelin dedi, çay da yapacaktı. Akbilde aktarmamız olduğu için tramvaya bindik. Binmeyebilirdik ama bizim şu küçük burjuvalıklarımız yok mu, lanet olsun onlara. İki durak sonra inecektik. Tramvay çok kalabalıktı ve biz tam kapının yanındaydık. İlk durakta diğer kapı açıldı ve biz kara kara o kapıdan nasıl ineceğimizi düşündük. Yol boyunca durağın hangi tarafta olduğuna baktık. Son ana kadar durağın hangi tarafta olduğunu fark edemediğimizden heyecanımızı hep koruduk. Ve bizim kapı açıldı. Nasıl sevindik, nasıl anlatsam. Öyle işte. Arkadaşın eve gittik, çay içtik. Sinema üzerine konuştuk bütün karnı aç adamların yaptığı gibi. Arkadaştan borç istemeye yüzüm tutmadı. Biraz dinlenip oradan çıktık. Sonra yürüdük, yürüdük. Nasıl acıktık, nasıl anlatsam. Öyle işte. Yolda halka tatlı gördük, taze taze pişiyordu. 1 milyona iki tatlı aldık. Artık 500 binimiz kalmıştı. Daha tatlıyı ısırmadan yanda su satan birini gördük. Su 250 bindi. Normalde 500 bin olurdu hep. Bunu bir işaret olarak algılayıp hemen iki su aldık. Artık tamamen rahattık, hiç paramız yoktu. Çıtır tatlıları ısırıp, az daha soğuk olması gereği üzerine konuşup yürüyorduk. Birden güneş arkadaşımı rahatsız etti: “Şura gölge, şurdan gidelim” dedi. Orası gideceğimiz yön değildi ama gittik, sorgulamadan. Gittikçe garip yerlerden geçiyorduk. Ara sokaklar, o sokaklardaki dükkânlar, dükkânların önünde boş oturanlar, Rusça konuşmalar, yazılar… Yürüdükçe yürüyorduk. Bazı yerlerden geçtik, birilerine bir yerler sorduk. Tarif ettiler ama küstahça oralara gitmedik. Sanki sorma amacımız onlara var olduğumuzu ispatlamaktı. Yollardan yürüdük. Bir yer gördük, aşağıda deniz. Önce biraz o tarafa yürüdük sonra yürümeye üşenip geri döndük. Başka yerler sorduk, başka yollara girdik. Aşağı inen dar bir sokaktan yürüme kararı aldık. Yolda “Hakkı Bulut” afişi gördük, resmini çektik; artık Sirkeci’deydik. “Bari kameralara bakalım HD kamaraları alıcı gibi davranırsan kurcalamaya izin veriyorlar, geçen ellemiştik” dedim, dedik. Doğubank’a doğru gittik. Doğubank’ın karşısında İş Bankası gördük. Bir umut arkadaş parayı yatırmıştır diye kartı soktuk; hüsran. “Olsun, arkadaş yatıracak eminim” dedim. Biraz daha dolanma kararı aldık. Doğubank’a girdik ama kameraları kurcalayamadık. Adamlar da paramız olmadığını anladılar sanırım hatta bir tanesi biraz da tersledi. Doğubank’ın arka kapısından çıktık. İş Bankası’na doğru gittik ama aks atlamıştı. Başka yöne gidiyorduk. Doğru yönü bulduk. İş Bankası’nın önünde durduk, kartı sokmadık. Aramadığına göre yatırmamıştır dedik. Biraz daha dolanma kararı aldık. Çiğköfteci Ali Usta’ya gittik. Adam arkadaşımı kapıdan gördü ve içeri davet etti. O anda onun gözlerine baktım, nasıl kıvıracağını merak ediyordum. “Az sonra geliyoruz abi” dedi. Öyle bir söylemişti ki “arabayı şuraya park ettik, güzel bir yere koyalım hemen geliyoruz” kıvamında söylemişti. Bunu ben yapamazdım. Onu tebrik ettim ve çiğ köftecinin etrafında bir tur attık. Tekrar oranın önünden geçerken dükkânın olduğu tarafa ben geçtim, arkadaşım benim iriliğime sığınıp saklandı. Oradan geçtik ve artık eve dönme kararı aldık. Tam Sirkeci’de karşı karşıya geçecekken para yatıracak arkadaştan mesaj geldi. Nasıl sevindik, nasıl anlatsam. Öyle işte. Oralarda biraz pinekledik. Etrafı izledik. Aklımıza senaryo geldi, anlaşmak üzere olduğumuz oyuncu geldi. Böyle iyi haberler diğer iyi şeyleri de akla getiriyor. Nasıl mutluyduk, nasıl anlatsam. Öyle işte. Ardından arkadaş bende kontör olmadığını anlayıp aradı. Parayı yatırdım dedi. Hemen gittik parayı çektik. 75 milyon yatırmış, hâlbuki 50 milyon yatıracaktı. Ona minnet duyduk ve az sonra geleceğiz dediğimiz Ali Usta’ya gittik. Adam çiğköfteyi bitirmişti. Ama gelmiştik ya, önemli olan oydu. Tepsinin dibinde kalan köftelerden biraz verdi, para da almadı. Alsaydı da verirdik, fazlasıyla paramız vardı. Artık eve kesin dönme kararı aldık. Trene bindik. İnmemiz gereken durakta indik. Eve giderken geçmemiz gereken büyük caddedeki bir kebapçıya oturduk. Fiyatın uygun olmasına da dikkat ettik. Ciğer şiş yedik. Diğer şişler 5 milyon, o 6 milyondu. Küçük burjuvalıklarımız işte. Oradan çıktık. Canımız dondurma çekti. Ama açık dondurma yemek istedik. Bazıları bir topuna bir milyon alıyor, bundan hoşlanmıyorduk. Bir süre dondurmacı aradık. En sonunda bir topuna 1 milyon almayan, sadece 1-2-3 milyonluk dondurma satan birini bulduk ama onunla da uzlaşamadık. Biz adamla tartışırken başka biri gelip 1 milyonluk dondurma alınca 1 milyonluk dondurmanın miktarını gördük ve 2’şer milyonluk dondurma aldık. Ben 3 renk, arkadaşım karışık aldı. Eve doğru yürüdük. Evin caddesine geldiğimizde yeni bir çiğköftecinin açılışına denk geldik. Dükkânın önüne bedava köfte koymuşlar, orda da yedik. Paramız olmasa bu kadar bedava geçinemezdik. Her zaman gittiğimiz markete bu sefer anlamsız ama büyük bir özgüvenle girdik. Bir Pepsi ve bir de limonata aldık. Her zaman gazoz ve limonata alıp monoton bir kokteyl yapardık. Bu sefer kola aldık, işte küçük burjuvalıklarımız. Hesaba dikkat etmeden parayı ödedik. Eve geldik. Yorulduğumuzu hissettik. Kendimizi terasa attık. Artık senaryonun son kısmını yazabilirdik. Senaryoya başladık. Arkadaşım bir de güzel çay demledi. Bir sahne yazdık. Pineklemeye başladık. O arada monoton kokteylimizden içtik. Yavaş yavaş üzerimize uyku çöktü. Önce arkadaşım, sonra da ben uzandığımız yerlerde uykuya daldık. Dalmadan da “yarın yazarız ya” gibi şeyler mırıldandık. Uyuduk.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-8971382046834884844?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/8971382046834884844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/07/monoton-kokteyli.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/8971382046834884844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/8971382046834884844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/07/monoton-kokteyli.html' title='Monoton Kokteyli'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-2104854552603241851</id><published>2009-06-07T16:20:00.002+03:00</published><updated>2010-03-20T01:29:26.137+02:00</updated><title type='text'>DEVAM NİTELİĞİNDE BİR FİLM  - 1</title><content type='html'>DEVAM NİTELİĞİNDE BİR FİLM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BÖLÜM 1&lt;br /&gt;KÖRLE YATAN…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki arkadaş bir görüşmeden çıkmışlardır. Onun devamını izleriz. Uzunca bir sokakta yürümektedirler. Elemanların birinin gözünde siyah gözlük, elinde değnek vardır. Diğeri sinirli, kumral, biraz yağlı saçlı ve kemikli bir surata sahiptir. Kör olan daha sakindir… Yürürler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Kör&lt;br /&gt;T: Tekin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Ben sana demiştim, bu herif anlamaz diye. Nerde onda o kafa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürürler… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Aslında çok komik, düşünsene(yürümeyi keser) kör yönetmen. Ne sansasyon olurdu? (Yürümeye devam eder) Gazeteler, televizyonlar haber arıyor zaten.&lt;br /&gt;K: Bunları adama anlatmadın mı?&lt;br /&gt;T: Anlatmadım mı?&lt;br /&gt;K: Anlattın.&lt;br /&gt;T: Evet anlattım, duymadın mı? Sağır mısın?&lt;br /&gt;K: Yok körüm ben. Duydum.&lt;br /&gt;T: E o zaman niye soruyosun?&lt;br /&gt;K: Bi daha bana niye anlatıyosun, ondan soruyorum. Olmadı işte.&lt;br /&gt;T: Başka yapımcıya gideriz. Yapımcı mı yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suskun yürürler bir müddet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Aslında bir senaryomuz olsa iyi olurdu.&lt;br /&gt;T: Ya senaryo dediğin nedir! Biz burda hikâyenin hasını yakalamışız. Kör yönetmen. Filmin çekimi zaten kendiliğinden film.&lt;br /&gt;K: Ama yine de arıyor insan bi senaryo. Adamlarla konuşurken daha rahat olur sanki.&lt;br /&gt;T: (Sinirli) Olur. Yazarız bi tane. Bende hikâye çok.&lt;br /&gt;K: Bi de diğer sefere sen kör ol.&lt;br /&gt;T: Niye lan?&lt;br /&gt;K: Ne bileyim. Kör olunca konuşamıyom.&lt;br /&gt;T: Körsün olum göremiyon sadece.&lt;br /&gt;K: İşte görmeden nasıl konuşulur ne bileyim. Hissedemiyom öyle.&lt;br /&gt;T: Ya bi siktirgit. Konsantre ol olum yeter. Sadece konsantre. Bilinçaltını…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürürler… (Burada kesme var. Boşluktan gelecekler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Yoruldum ben. Nerdeydi bu durak.&lt;br /&gt;(Dururlar)&lt;br /&gt;K: (Elindeki değnekle bir yönü göstererek.) Şu taraftan gelmiştik sanki. &lt;br /&gt;T: Tersim döndü amına koyim. (Diğer yönü gösterir.) Sanki şu taraftan girmiştik bu sokağa. &lt;br /&gt;K: (Etrafına bakar) Burdan gelmiştik. Hissediyorum.&lt;br /&gt;T: Lan yön şeyim de çok zayıftır ha. Adamın ofisi şu taraftaydı …. (kendi kendine konuşur, mırıldanır.)&lt;br /&gt;K: Akşam olsa daha rahat buluruz.&lt;br /&gt;T: Niye lan.&lt;br /&gt;K: Kutup yıldızı var ya.&lt;br /&gt;T: He. &lt;br /&gt;K: Ondan işte.&lt;br /&gt;T: O yıldız benim kafamı karıştırıyor amına koyim. Anlamıyom ki ne tarafta olduğunu.&lt;br /&gt;K: Kuzeyde işte olum o. Ona yüzünü dönünce kuzeye dönmüş oluyon...&lt;br /&gt;T: Antartikaya kadar yürürüz artık. Evi de pusulayla bulcaz amına koyim. O yıldızla bi  &lt;br /&gt;kere evi bul, o yıldıza doğru domalıp verecem sana.&lt;br /&gt;K: Körüm ben bulamam ki.&lt;br /&gt;T: O da doğru. Sesleri dinle o zaman. Ne biçim körsün. Otobüs sesi nerden geliyor?&lt;br /&gt;K: (Dinler biraz) Yürü şu tarafa(kafasıyla gösterir) gidelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderler… (Başka plana keseriz. Tekrar gelirler konuşa konuşa. Kameranın önünde dururlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Burdan da geçmiştik sanki.&lt;br /&gt;T: Öbür taraftan da geçmiştik. Aks mı atladı acaba?&lt;br /&gt;K: Nasıl lan?&lt;br /&gt;T: Şaka olum şaka. Sinemaya gönderme yaptım.&lt;br /&gt;K: Hehe. Acıktım da lan. Kör olunca demek çabuk acıkıyo insan.&lt;br /&gt;T: E tabi haliyle. Bir duyun çalışmayınca diğerlerine yöneliyo beyin.&lt;br /&gt;K: Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etraflarına bakarlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Gel bi de şöyle gidelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürürler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Bi simitçi yok mu baksana etrafına.&lt;br /&gt;T: Sen niye bakmıyorsun?&lt;br /&gt;K: Körüm ben.&lt;br /&gt;T: Ha doğru. (Etrafına bakar) ….. Yok valla. Nereye geldik lan biz.&lt;br /&gt;K: Ne bilim. Acıktım da.&lt;br /&gt;T: Para var mı ki olum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dururlar.(Buradan sonra ara ara yürüyecekler) Kör cebinden paraları çıkarır. Bozuk paradır hepsi. Sayar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: 2 buçuk milyon var.&lt;br /&gt;T: Yeni paraya göre mi eski paraya göre mi?&lt;br /&gt;K: Fark eder mi?&lt;br /&gt;T: Ne bileyim.&lt;br /&gt;K: Ben de bilmem yeni mi eski mi anlamıyom o kadarını. Körüm.&lt;br /&gt;T: Evet doğru. Körsün. Ben hesaplıyım o zaman.(Biraz hesaplar) 2 lira 5 kuruş. İki bilet oluyo mu ki?&lt;br /&gt;K: Yok, 2 lira 50 kuruş. 500 bin o, 50 bin değil.&lt;br /&gt;T: Tamam işte (İnanmış bir şekilde) 2 buçuk milyon dedin. 2 lira. Buçukta 5 kuruş.&lt;br /&gt;K: 50 kuruş lan o buçuk dediğin. &lt;br /&gt;T: 50 kuruş eski 50 bin işte. &lt;br /&gt;K: Olur mu lan. O zaman eski 100 bin kaç oldu şimdi.&lt;br /&gt;T: O tedavülden kalktı. 100 kuruş yok ki.&lt;br /&gt;K: Git işine. 50 bin kalkmadı o mu kalktı? 100 kuruş bi milyon oldu işte.&lt;br /&gt;T: Ne alakası var. 100 kuruştan bi milyon olur mu? 1 milyon 1 lira oldu.&lt;br /&gt;K: Tamam o zaman eski paraya göre hesaplayalım. Daha karlı oluyor sanki.&lt;br /&gt;T: Tabi olum her şeyin eskisi iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etraflarına bakarlar biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Bilet kaç para ki?&lt;br /&gt;T: 1 milyon 400 bin. Ama bilet satılıyo mu?&lt;br /&gt;K: Halk otobüslerinde satılıyo işte.&lt;br /&gt;T: Halk gelmezse napçaz. Şöförler 1 buçuk milyon alıyo.&lt;br /&gt;K: Hesaplasana. İkimiz binebiliyoz mu?&lt;br /&gt;T: (Hesaplar) Yok lan. Binemiyoz. Halk gelirse 300 bin, İETT gelirse 500 binimiz eksik.&lt;br /&gt;K: Napçaz?&lt;br /&gt;T: Yürürüz.  Eksik para verip binmem o ibnelerin arabasına.&lt;br /&gt;K: Yoruldum ben de. Siksen yürümem.&lt;br /&gt;T: Ben de binmem o otobüse. Amcık kafalar.&lt;br /&gt;K: Lan ben söylerim. Körüm zaten. Anlayış gösterirler.&lt;br /&gt;T: Yok aga. Kutup yıldızını beklerim akşama kadar. Onunla bulurum evi ama siksen binmem o arabaya.&lt;br /&gt;K: Lan manyak mısın? Napçaz o zaman?&lt;br /&gt;T: Yerlere bak hacı. Yürümek istemiyosan para bul.&lt;br /&gt;K: Kaç lazım?&lt;br /&gt;T: 500 bin bul sen. Garantiye al.&lt;br /&gt;K: Körüm ben.&lt;br /&gt;T: Hadi. Doğru ya.(Düşünür) Hisset o zaman olum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör yerlere bakar. Hafif hafif yürürler. Değneğini de arada bir yere değdirir. Öylece yere baka baka yürürler.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar kesme yaparız. Kör yerde bir para bulmuştur onunla uğraşıyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Şişşt. Tekin. Buldum galiba lan. Bi baksana şuna.&lt;br /&gt;T: (Tekin gelir bakar) Süper. 500 bin. Al lan işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör eğilir, almaya çalışır. Para yere yapışıktır. Münasebetsiz bir esnaf dükkânından çıkar, pis pis gülmeye başlar. Kör ona bakar, yere bakar. Tekin’e bakarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Yapışık mı lan bu yere?&lt;br /&gt;T: Çekil bakim. (Bakar) He lan yapışık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerden kalkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Amcık herif. Millet o parayı bulmak için götünü yırtıyo.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin güler. Kör sinirlenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Sikerim lan, bu körlük zormuş. Maskara olduk elaleme.&lt;br /&gt;T: (Gülerek) Boş ver.. Yerlere bakmaya devam et sen. Yürücez yoksa eve.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör hala kör gibi yürür. Biraz yürürler. Takip ederiz onları. Körün değneğinden bir ses gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Buldum lan galiba. (Eğilir bakar ama eğildiği için pişmandır. Çünkü kördür ama sürekli unutuyordur. Yüzünü buruşturur.) Baksana lan bu kaç para?&lt;br /&gt;T: Gazoz kapağı lan o.&lt;br /&gt;K: Tuhhh. Markası neymiş?&lt;br /&gt;T: Napçan?&lt;br /&gt;K: Ne bileyim insan kör olunca merak ediyor böyle şeyleri.&lt;br /&gt;T: (Eğilir bakar) Bilmem silinmiş.&lt;br /&gt;K: (Eğilir alır, koklar) Schweppes.&lt;br /&gt;T: Vay kör. Geliştirdin kendini. Ver bakim. (O da koklar, yüzüyle bilmem gibisinden bir mimik yapar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürürler… Takip ederiz.&lt;br /&gt;Körün değneğine yeniden bir metal çarpar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Aha. (Yine eğilir. Ama hatırlayıp hemen kalkar) Bak bakalım bu ne?&lt;br /&gt;T: (Bakar) Al al 250 bin.&lt;br /&gt;K: (Eğilir alır, sevinir.) Hehe. Güzel. Kaldı 250 bin. Onu da sen bul.&lt;br /&gt;T: Para kolay. Otobüsü bul sen de.&lt;br /&gt;K: Tamam. (Kafasını kaldırır. Dinler gibi yapar. Tekin’in koluna girer. Yürürler bi tarafa doğru)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keseriz. Yeni bir sahne. Şehir sesleri geliyordur. Otobüs vs… Durağa doğru gelirler. (Pozitif bir atmosfer oluşturulur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: (Sırıtıyordur) Ben sana dedim. Bu tarafta diye. &lt;br /&gt;T: Aslanım benim. Zor oldu ama alıştın sen bu körlük olayına. Gördün mü hislerin kuvvetlendi.&lt;br /&gt;K: Tabi olum. Bilinçaltımı ikna ettim. Sen ver o bulduğun 250 bini de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin parayı verir. Kör alır. Cebinden çıkarır diğer bozukları da. Sayar tekrardan. Otobüsü beklemeye başlarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Şişş kör. Ne zaman gelir bu otobüs. Hissetsene.&lt;br /&gt;K: (Hissetmeye çalışır gibi saçma bir şekilde kafasını kaldırır.) En fazla 10 dakka.&lt;br /&gt;T: Hadi bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesme yaparız. Durakta oturuyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: 10 dakka oldu lan kör.&lt;br /&gt;K: Harbi mi? (Saatine bakar) Olur abi daha yeni körüm. Hemen her şeyi hissedemiyorum.&lt;br /&gt;T: O da doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesme yaparız. Tekin ayaktadır, Kör oturuyordur. Kafası diktir, sanki hissetmeye çalışıyordur. Arada saatine bakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Kör, uğraşma hacı.&lt;br /&gt;K:….&lt;br /&gt;T: Bak bence beklemeyelim. &lt;br /&gt;K: …&lt;br /&gt;T: Beklemeyince daha çabuk geliyo lan.&lt;br /&gt;K: Doğru. Napalım.&lt;br /&gt;T: Bilmem beklemeyelim. Başka bi şeyle meşgul olalım.&lt;br /&gt;K: Başka bi şeyle meşgul olurken de bekliyor olmicaz mı?&lt;br /&gt;T: Yok başka bi şeyle meşgulken başka bi şeyle meşgul oluyo olcaz.&lt;br /&gt;K: Napalım o zaman. Bi şey yapmak lazım.&lt;br /&gt;T: Yazı tura atalım. Çıkar sendeki bozukları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör çıkarır. 500 binlik demiri alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K: Yazı mı tura mı? &lt;br /&gt;T: (Düşünür) Yazı&lt;br /&gt;K: Bana da tura o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör parayı havaya atar. Tutamaz, yere düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Hay senin amına koyim.&lt;br /&gt;K: Napim lan körüm.&lt;br /&gt;T: Gözün kapalı mı atıyon lan?&lt;br /&gt;K: Evet. Yoksa nasıl kör olayım?&lt;br /&gt;T: (Gülmeye başlar) Bul lan şu parayı, denyo.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör eğilir, aramaya başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Gözlerini aç lan. Koklama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör aramaya başlar. O sırada otobüs gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: (Sevinir) Aha geliyo lan. Dedim ben sana. Beklemeyince geliyo. Hehe.&lt;br /&gt;K: Parayı bulamıyom ki.&lt;br /&gt;T: (Eğilir o da aramaya başlar) Amına koyim senin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak plana keseriz. Otobüs durağın önüne gelmiştir. Seyircide merak uyandırmak adına bu plana keseriz. Otobüs biraz durur ve gider. İkisi de duraktadır hala. Aramayı bırakmışlardır. Yakına keseriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: 100 bini atsaydın bari. 500 bini niye atıyon. 100 bin eksik der, binerdik.&lt;br /&gt;K: (Değneğine iki elini çenesinin altında birleştirip dayanmıştır.) Ne bileyim…. Körlük zormuş lan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. BÖLÜM SONU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-2104854552603241851?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/2104854552603241851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/06/devam-niteliginde-bir-film-1.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2104854552603241851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2104854552603241851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/06/devam-niteliginde-bir-film-1.html' title='DEVAM NİTELİĞİNDE BİR FİLM  - 1'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-6587811687792300434</id><published>2009-05-08T01:30:00.001+03:00</published><updated>2010-04-16T10:49:34.796+03:00</updated><title type='text'>Öz Geçmiş - Sinopsis</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bir başvuru için hazırladığım öz geçmiş sinopsisi:&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Hiç Anadolu Bölgesi’nin ne yaparsa yapsın hiç de mühim olamayan bir kasabasında, hiç de mühim olmayan ve olsa olsa çocuğu meşhur olunca “ailesi normal bir aileydi” diye bahsedilecek olan bir ailenin, hiç önemli olmayan bir çocuğunun yaşama tutunma ya da her aşamada tuttuğunu kopardığı için her tuttuğunun elinde kalmasının, dolayısıyla elinde hiçbir şey kalmamasının buruk hikâyesi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Kahramanımız varoşlarda var oluşçuluk oynarken başladığı hayatını etrafındaki insanların başarısızlığına inat, başarılı olma hevesiyle geçirir. Etrafındaki tek düzeliği kırmak için ÖSS’ye çok çalışır, iyi bir puan alır ve ODTÜ’de Kimya okumaya başlar. Kendisini farklı bir hayatın bekleyeceğini sanırken okuldaki seçkin kitlenin aslında çok da seçkin olmadığını ve hatta bu seçkin insanların bir süre sonra doğduğu yerdeki insanlardan da farklı olmadığını anlayarak isyan bayrağını çeker ve okulunu yarım bırakarak varoşlarına tekrar var olmak için döner.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Bir kış günü döndüğü varoşlarında artık ne onlardan biri ne de ötekilerden biri olmadığının farkına varır. Yine de yaşamın onu getirdiği bu noktaya iyimserlikle bakarak her sabaha gülümsemeyle başlamayı dener. Annesini ne kadar özlediğini ve babasız bunca yıl nasıl kaldığını hayretler içinde fark eder ve geçmişteki hatalarını örtmek için sürekli ağlar. Bir süre sonra “artık ağlamak yok” der kendi kendine ve intihara karar verir. Nasıl intihar edeceğini kestiremediğinden ve etrafı kirletip annesini üzmekten korktuğu için intihardan vazgeçer. Bu sırada kendine yeni bir hobi edinir; mezarlıkları ve hastaneleri gezer. Kaderin cilvesiyle bir mezarlık yanındaki montaj stüdyosunda görsel efekt ve kurgu üzerine çalışmaya başlar. Arkası yarınların arkasını yarar ve hiç izlemediği televizyon için çalışır. Hayatın onu getirdiği bu çıkmaza da kızar ve işi gücü bırakıp kendi gibi 3-5 adamla sinemaya atılır. Bir uzun metraj ve onlarca sinopsis yazar. Şu an yazığı en garip olan sinopsistir ve hiçbir şeye benzemez. O da bunun farkındadır ama okuyan kişinin affına ve hoş görüsüne sığınmıştır. Ne olursa olsun hayat devam eder ve kahramanımız bu sinopsisin cevabını heyecanla bekler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-6587811687792300434?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/6587811687792300434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/05/oz-gecmis-sinopsis.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6587811687792300434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6587811687792300434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/05/oz-gecmis-sinopsis.html' title='Öz Geçmiş - Sinopsis'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-6808746241932780714</id><published>2009-04-12T03:10:00.007+03:00</published><updated>2010-10-07T13:55:15.670+03:00</updated><title type='text'>Gercekten Fazlası Degil</title><content type='html'>&lt;object height="300" width="550"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=12410892&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=12410892&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="550" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli saklı, pek kimseye söylemeden içine girdiğim bir iş. Aslında içine girdiğim demek de yanlış olur, o beni içine çekti bir şekilde. Fazla kırmadan, dökmeden, kendi arkadaşlarımla, çevremle çekmeye çalıştım. Bir dil oluşturmak, sesi denemek, görüntüyü denemek adına kalkıştığım bu işi en sonunda bitirebildim. Çok içime sinmedi ama olsun, yine de paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekimleri genelde tek başıma ve uzun bir süre zarfında yaptım. Sabit planlı bir film çekmeme rağmen tripod kullanmadım. Hem biraz sevmiyorum, hem de tripodum yoktu. Sürekli çözüm üretmeye çalışıp, yeterli kadrajları yakalamaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eksiklerine rağmen ilk ciddi filmim. 10 sene sonra da "evet, o filmi ben şu şu şu duyguyla şunları şunları düşünerek çekmiştim" diyebileceğim. Bu yüzden sevinçliyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse uzatmayayım, buyrun film...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gerçekten Fazlası Değil&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Süre: 12'46''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yazan - Yöneten&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bilal Bay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yasemin Bay - Fikret Bay&lt;br /&gt;Olcay Karagöz&lt;br /&gt;Kemal Erol&lt;br /&gt;Emre Şengün&lt;br /&gt;Engin Behlül&lt;br /&gt;Süheyp Tosun&lt;br /&gt;Onur Karıncalı&lt;br /&gt;Mert. M. Lale&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Teşekkür:&lt;/span&gt; Code (Ali CAN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamera: Panasonic DVX 102-B&lt;br /&gt;Mikrofon: Azden SGM-1X&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-6808746241932780714?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/6808746241932780714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/04/gercekten-fazlas-degil.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6808746241932780714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6808746241932780714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/04/gercekten-fazlas-degil.html' title='Gercekten Fazlası Degil'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-3077388819765331078</id><published>2009-03-05T06:10:00.001+02:00</published><updated>2010-03-20T01:30:36.475+02:00</updated><title type='text'>Cümle Arası Anekdotlar - 3</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Geçenlerde alaturkaya sıçayım dedim.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Yapamadım.&lt;br /&gt;O geldi aklıma.&lt;br /&gt;Döndüm hüzünle sifonu çektim.&lt;br /&gt;Sıçmamıştım ama adettendir, çekmek lazım.&lt;br /&gt;Şarıl şarıl akan su tekrar onu düşündürdü.&lt;br /&gt;Bir alafranga tuvalet uğruna kavga etmiştik.&lt;br /&gt;Bize gelmişti.&lt;br /&gt;Salata yemiş, sağlıklı su içmiştik.&lt;br /&gt;Sıçası geldi herhalde.&lt;br /&gt;“Lavabo nerede?” dedi.&lt;br /&gt;“Şurda” dedim.&lt;br /&gt;Gitti geri geldi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Ay orası banyo, lavabo nerde?” dedi.&lt;br /&gt;“Haa, şurda” dedim.&lt;br /&gt;Gitti tekrar geri geldi.&lt;br /&gt;“Orası da mutfak, lavaboyu soruyorum ben” dedi.&lt;br /&gt;Daha uzun “Haa” dedim, “şurda” diye de ekledim.&lt;br /&gt;Gitti.&lt;br /&gt;İçerden bir çığlık koptu.&lt;br /&gt;Yanına koştum, kapıyı açtım.&lt;br /&gt;Eğilmiş duruyordu sevdiceğim.&lt;br /&gt;Beni görünce duygulandı.&lt;br /&gt;“Ayy ben buna yapamam” dedi.&lt;br /&gt;Sadece osurmuştu sanırım. Bir koku vardı.&lt;br /&gt;Teselli etmeye çalıştım.&lt;br /&gt;Bunun da diğerlerinden bir farkı olmadığını anlattım.&lt;br /&gt;“Alaturka bu” dedi, “çok banal” diye de çemkirdi.&lt;br /&gt;O an ayrılacağımızı anlamıştım.&lt;br /&gt;Çok duygusal bir andı ve tuvalet dardı.&lt;br /&gt;Bu ilişkide ters giden bir şeyler vardı.&lt;br /&gt;Demek ki buymuş.&lt;br /&gt;Uzunca bir süre aynı vaziyette ağladı.&lt;br /&gt;Ben de uzun uzun anlattım.&lt;br /&gt;Alafranga koyarsam içeri sığamayacağımı izah ettim.&lt;br /&gt;Kapı da içeri açılıyordu.&lt;br /&gt;Bu kızlar amma da anlayışsızmış.&lt;br /&gt;Zaten kaç kere sıçacaktı benim tuvaletimde.&lt;br /&gt;Salata yemişti zaten, götü de küçücüktü.&lt;br /&gt;Hem evlensek kibrit kutusunda yaşayacaktık.&lt;br /&gt;O zaman nereye sıçacaktı.&lt;br /&gt;Hiç düşünmüyordu böyle şeyleri.&lt;br /&gt;“Hem ağlarım hem giderim” dedi.&lt;br /&gt;Gitti.&lt;br /&gt;Bir daha da dönmedi.&lt;br /&gt;Oysa tuvaleti genişletip içeri alafranga koydum.&lt;br /&gt;İçeri ben zor sığıyorum ama o sığardı, küçüktü.&lt;br /&gt;Haber saldım, dönmedi.&lt;br /&gt;Ağıt yaktım:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hasretinden alafrangalar eskittim sevgili&lt;br /&gt;Alaturkaya sıçamaz oldum yokluğundan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yine de dönmedi…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-3077388819765331078?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/3077388819765331078/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/03/cumle-aras-anekdotlar-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3077388819765331078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3077388819765331078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/03/cumle-aras-anekdotlar-3.html' title='Cümle Arası Anekdotlar - 3'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-433972100489747884</id><published>2009-01-11T19:53:00.001+02:00</published><updated>2010-03-20T01:31:24.543+02:00</updated><title type='text'>Bir Öykü</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;“Bir virgüle kendini asıp defalarca ölmek istese de cümlenin düşmesinden korkarak vazgeçiyordu. Şöyle sağlam, kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü cümleler kurabildiğinde ve buna inanabildiğinde ölmeyi de deneyecekti, Jack London gibi veya Martin Eden…” Şimdiye kadar kurduğu hiçbir cümleden hoşnut değildi. Bir cümlesini bile sevebilseydi keşke. 24 yıldır kimseye göstermeden yazdığı ve siz bu yazıyı okumaya başlamadan az önce yırttığı, buruşturduğu ve çöpe attığı bütün kâğıtları tekrar gözden geçirerek, önceden yazdığı sağlam bir cümleyi aramayı kafaya koydu. “Nasıl olsa artık lazım olmayacak” demişti çöpe atarken yazıları. Haksız da değildi hani; gerçekten hiç lazım olmamışlardı. Ne birine aşkını ifade ederken bu cümleleri kullanabilmişti ne de iş yerindeki arkadaşlarına bahsedebilmişti bunlardan. Otobüsteyken, kafasını kaldırmadan kaldırımda yürürken, marketteyken, çocuğunu severken, kuruyemiş alırken, karısını sevmezken, uyurken, fermuarını çekerken, akrabalara katlanırken, su içerken, nefes alırken, gençken, saate bakarken, gömleğinin kolunu kıvırırken, 10 saniye sonra çöpe uzanacakken de bu cümleler hiç bir işine yaramayacaktı. Bugün izin günüydü, kesin kararını vermişti: Bugün bitirmeliydi bu işi, ne olacaksa olmalıydı artık.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çöpe doğru gitti ve içinden yırttığı kâğıtları ayıklamaya başladı. Uzunca bir süre kâğıtları toparlayarak oyalandı. Yırttığı parçaları bir şekilde birbirine ekliyor, oluşan cümleleri dikkatlice inceliyor ve genelde devrik, uzun cümleler yazdığı için bu işlemler biraz uzun sürüyordu. “Ne olurdu biraz daha kısa cümleler kursaydım sanki” diye hayıflandı kendi kendine. Kâğıtları düzgün toparlama işleminde başarılı olamayacağını anlayınca, bu iş bir süre sonra kelime ve cümle toparlama işlemine döndü. Farklı kâğıtların farklı yerlerindeki kelimeleri ve cümleleri birleştiriyor, oluşan anlamlara gizlice gülüyordu. Aslında kelimelerin o kadar da önemli olmadığını, önemli olanın anlamlı bir bütün oluşturma gayretinin olduğunu o sırada anlamıştı. 24 yıldır yazıyordu ama bunu yeni anlıyordu. Şaşmıştı. Şöyle bir cümle oluşturmuştu kâğıtlarından:&lt;br /&gt;“Otopsi raporumda otostoptan öldüğüm yazıyordu. Duygulandım ama ağlamadım. Artık ağlamıyordum.”&lt;br /&gt;Bu cümleleri 5 farklı kâğıt parçasından oluşturmuştu. Aslında 5 farklı duyguyla, 5 farklı zamanda yazılmış kelimeler, cümleler kendince bir anlam bütünlüğü oluşturabiliyorlardı. Yıllardır düzgünce kuramadığı cümleyi acaba bu yırtık kâğıt parçaları ile mi yapacaktı? Bunu deneyerek görmesi lazımdı. İşe yaramaz dediği şeyler belki de ilk defa ona yardımcı olacaktı. Bu ucuz, seyircide merak uyandırma gayretinde olan hikâye girişi de ona pek akıcı ve akılcı gelmemişti ama oyun oyundu ve kuralına göre oynanıyordu, kuralı da kendisi koyuyordu. Ne olursa olsun sonradan oluşturduğu hiçbir cümleyi düzeltmek yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 yıldır o kadar çok yazmış ki ihtiyacı olduğu her kelimeyi bulabiliyordu. Bazen noktalama işareti ve kelime aynı kağıt parçasında denk geliyordu ve işini zorlaştırıyordu. Nokta ile birlikte gelen bir kelimeyi cümlenin son kelimesi yapmak, bir diğerini virgülle beraber kullanmak, ünlemsiz bir cümlenin sonuna ünlemli bir kelime koymak artık ona çok daha çekici geliyordu. Belki de boşu boşuna bu kadar uğraşmıştı yıllardır: İşte oluyordu, kelime cuk diye oturuyordu:&lt;br /&gt;“İsrafil'e göz kırptım, elindeki düdüğü çal dostum, kıyamet vakti -Apocalypse Now- "Parayı veren düdüğü çalar" dedi. Çok üstelemedim, azami hırslı, asgari ücretli bir işçiydim, maaşım yeterdi hepimize. O paraya bakkaldan bir sürü bonibon alabilirdim: O beni seviyorsa kesinlikle bonibon da severdi!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce oluşturduğu o son cümlede artık bonibon seven kişiyi merak etmişti ve sayfanın devamını arıyordu. Bu sırada da gözüne çarpan kelimeleri, cümleleri bir kenara ayırıyordu. Bonibon seven kişinin kıytırık bir gençlik hevesi olduğunu anladığında epey bir süre geçmişti. Kıytırık gençlik hevesi üzerine bir süre düşündü: Bu yaşına kadar yaptığı hiçbir şeyden pişmanlık duymamıştı ve şu anda eskiden yaptıklarının hemen hemen hiçbirini yapmıyordu. Yine de pişman değildi; işte bu yüzden çok pişmandı. Daha fazla pişman olmak istemiyordu ve çabucak bu işe son vermesi lazımdı. Geçmişi ile arasına giren bu kâğıtlardan bir an önce kurtulmak ve onlarsız bir hayata başlamak istiyordu. “Son bir kez” dedi içinden. Uzun bir cümlesini düzenledi ama nokta koyamıyordu. Ah bir koysaydı noktayı… Bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçerdi, noktayı koyabilse onun da noktasından elbet bir doğru geçecekti. Neredeydi bu doğru yıllardır da hayatından bir kez olsun geçmemişti? Hayatının noktası eksikti ve noktalanması gerekiyordu belki de. O da böyle düşündü ve beklemeye koyuldu. O cümlesini noktasız bırakıp, kâğıtlardan birinden bir virgül buldu. Özenle kurduğu cümlenin sonuna virgülü yerleştirip bir bantla birbirine yapıştırdı. Artık bundan başka cümle kurmayacaktı. Oyunun kuralı gereği oluşturduğu cümleleri silme imkânı olmadığı için az önce anlattıklarına kendisi bile inanmasa da oyuna devam etti. Siz de okumaya devam ettiniz. Bir 24 yıl daha böyle geçti...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-433972100489747884?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/433972100489747884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/01/bir-yk.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/433972100489747884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/433972100489747884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/01/bir-yk.html' title='Bir Öykü'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-6589717278503524495</id><published>2009-01-09T07:28:00.000+02:00</published><updated>2009-01-09T07:36:06.762+02:00</updated><title type='text'>Redif</title><content type='html'>Aruz arzulardı benimkisi lakin elde kalan hep redifti;&lt;br /&gt;Uyak gibi yapıp bir türlü uymayan, uyuşamayan hani&lt;br /&gt;Şiirler de böyleydi, böylesi daha güzeldi, daha haki&lt;br /&gt;Turkuaz bir çeşit derinlikti, derinlik derdimdi, derdimse koyu mavi.&lt;br /&gt;Yüzme bilmeden dalgıçtım ya da çok dalgındım belki&lt;br /&gt;Aniden su yüzüne çıkmamam gerekirdi,&lt;br /&gt;Bu vurgunlar bana sahibinden, ihtiyaçtan hediyeydi.&lt;br /&gt;Daha kötüsü daldığımda yazdı, çıktığımda çoktan kış gelmişti. &lt;br /&gt;Dışardaydım, etraf karbeyazdı, ayaza çalan soğuk gibi.&lt;br /&gt;Zaten kar hep soğuktu, soğuksa hep beyaz sanki...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-6589717278503524495?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/6589717278503524495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/01/redif.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6589717278503524495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6589717278503524495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/01/redif.html' title='Redif'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-9219073840779928635</id><published>2009-01-03T04:27:00.002+02:00</published><updated>2010-03-20T01:32:13.796+02:00</updated><title type='text'>Sen</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Günlerden bir gün; hani benim seni sevdiğim gün mesela, senin beni sevmediğin gün gibi. Tıpkı o gün gibi biliyorum ki, bugüne musalla taşında uyanmış olmasaydım, ölmeseydim mesela, sana öyle bir masal anlatabilirdim, öylesine etkileyebilirdim ki seni; bu masala inanmış olmak sende yaşama kudreti bırakmazdı. Ama bunu sana yapamazdım, söyleyemezdim inanabileceğin bir yalanı, söylemedim de. O yüzden bu yalanı şimdi söyleyebiliyorum ancak; soğuk bir musalla taşına musallat olduğum soluk bir sonbahar günü... Ölü bedenimin konuşabileceğini, ağzımdan repliksiz çıkan bu kelimeleri duyabileceğini ve dahası bu kelimeleri sevebileceğini açıkçası ben de kestirememiştim işin en başında. Ama ne zaman ki konuşmaya başladım ve sen “devam et, devam et” der gibi baktın ya feri kaçmış gözlerimin içine içine, işte o an içim içimi yedi için için, senin için. İşte bunun için devam ediyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Hani ben henüz bu taşın üzerine çıkmamışken de severdim ya seni, koşardım ya peşinden, haberin bile yoktu ya benden ve gülemezdin bile ya çabama; olsun yine de seni severdim sen gibi. Seni ilk tanıdığımda ya O’ysa diye şüpheye düşürebilmiştin ya beni; suretini görmeden, sadece metroda tutunan elini gördüğümde anlamıştım sen olduğunu da, yüzüne bakmaya çekinmiştim ya, ya sen değilsen diye, işte bu yüzden sevmiştim seni. Yüzüne bakamadan günlerce gelmiştim peşinden. Yürüyüşünden karakterini çözmeye çalışmış, kimleri usulca süzdüğüne bakmıştım. Kimlerle arkadaşlık edip, hangi filmlere gittiğini uzaktan uzaktan izlemiştim. Simit yiyişini, döner yemeyişini, çocukları sevişini, köpekleri sevmeyişini, otobüs beklemeni, buluşmalara geç kalmanı ve bütün bunları yaparken beni fark etmeyecek kadar aceleci olmanı ve beni fark etme konusunda hiç aceleci olmayışını sevmiştim. Yağmurdan kaçarken girdiğin kapalı mekânları, hava sıcakken aradığın gölgelikleri ben de gezmiştim senin peşinden. Dar gelirli bir ailenin dar pantolon giyen kızı olarak tanımlamıştım seni, sen hariç sevdiklerime anlatırken. Seni ne çok tanırlardı bilir misin, ben seni tanıyamadığım için diğerleri? Hep senden bahsederdim: İş görüşmelerimde medeni halimi sorduklarında ki düzeyli platonik ilişkimdin sen benim ve şaşkınlığıydın diğerlerinin. Konu işten ziyade hep sen olurdun bu görüşmelerde: Gözlerini, bakışını ve özlemini anlatırdım onlara. Gizlediği bir şeyler yok, sadece özlediği şeyler var diye özetlemiştim hayatını diğerlerine. Arkadaşlarınla fotoğraf çekilirken, fotoğrafı çeken arkadaşını da kadraja sığdırarak gizlice çektiğim fotoğrafını ve bir gün cebinden düşürdüğün –saat 10’da gelecekler- bir kâğıdı saklamıştım günlerce cebimde. Aşını kazanmak için aşındırdığın yolları ve bunları mecburiyetten yaptığın için sıktığın canını sevmiş, seni çok sevmiştim. Arkadaşlarınla arkadaş olmuş, evinin yakınlarına taşınmış ama sana açılamamıştım. Açılsam sanki bir şeyler eksilecekmiş gibi gelirdi ve sanki şu anda eksiliyor da. Hani ineceğin duraktan bir durak önce düğmeye basıp kimse inmediği için utangaçlığından inmek zorunda kalmıştın ya otobüsten, işte o otobüste ölmüştüm ben. Peşinden inememiştim ve az ileride zincirleme bir kaza tamlaması ile tamamlanmıştı bu di’li geçmiş hayatım. Sanırım bazı şeyler hep böyle yarım kalacak ve hep seni sevmeye devam edeceğim. Ancak başka bir hayata inanarak kendimi inandırabilirim bu acıya. Şu anda heyecanla bu konuşmanın bitmesini beklerken ve bakarken gözlerinin içine içine, sen beni artık duyamıyor ve sadece ağlıyorsun. Bu aşkı sana anlatan arkadaşının sana anlattıkları kadarı ile beni anlayabiliyorsun. Olsun yine de bir şeydir ve belki öteki hayat dedikleri şey budur. İnan çok huzurluyum ve mutluyum. Sadece şunu bilmeni istiyorum: Seni hala çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-9219073840779928635?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/9219073840779928635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/01/sen.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/9219073840779928635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/9219073840779928635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2009/01/sen.html' title='Sen'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-6344802686354114508</id><published>2008-11-21T00:38:00.004+02:00</published><updated>2011-03-21T03:25:04.819+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ileti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mail'/><title type='text'>Iletilmis Bir Ileti</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yolladığım bir maili bloğumda paylaşmak istedim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biraz baktım programa.. Bu çocuklar bu cümleleri kurmayı kimden öğreniyorlar? Neden herkes tek tipleşiyor? Ve dahası neden bu konuları düşünüyorlar, bilemedim. Yersiz yersiz alkışlamalarına ise hiç girmeyeceğim. Okurken de huzursuzdum gençliğimizden, şimdi de öyleyim. Yine de ne çıkarsa oralardan çıkacak ama sistem otomatik canavarlar yaratıyor; beyinsiz ve tek tip. Beğenmediğim bu gençlikten beni ayıran belirgin bir şey var mı bilmiyorum ama geldiğim şu noktada görüyorum ki ben onlardan biri değilim. Olsaydım sana burada bu lafları anlatmaya çalışmak yerine ilgiyle o programı izler ve ertesi gün görüşeceğim arkadaşlarım için konuşacak malzemeler toplardım. Oysa benim için her şey bir malzeme ve benim ertesi gün konuşacak arkadaşım yok:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yolda yürürken yanımdan geçen adamın ensesinden sana bir hikaye uydurabilirim. Hemen sağımda dilenen kadının aslında çok mutlu-mesut bir hayatı olduğuna seni inandırabilir ve bu yalanda ısrar ederken çarpıştığım adamın gittiği yerle ilgili ısrarcı tahminlerde bulunabilirim. Tahminle kalmaz o adamı takip eder, eğer benim düşündüğüm yere gitmiyorsa hemen yönümü değiştirip bir taksicinin kornası ile taciz edilebilirim. El ele tutuşmuş gençlerin ağızlarına kelimeler uydurup birbirine düşürebilir ve mutlulukla sana çok sevdiğim bir filmi kendim çekseydim nasıl olurdu diye anlatabilirim. Müzisyenlere duyduğum kinin aslında müziğe karşı olan yeteneksizliğimden ileri geldiğini alt benliğime istemeden de olsa kabul ettirdikten sonra, sevdiğim bir şarkının sözlerini yalan yanlış kulağına fısıldar ve sonuna şarkıda olsun olmasın "seni seviyorum" ekleyebilirim. Pastanede oturanlarla hastanede yatanların ortak yönlerini bir bir sayar ve sevdiğim bir mezarlığa seni gezmeye götürebilirim. Hızlı matematik hesapları yaparak ölülerin yaşlarını hesaplar "ah ne kadar da gençmiş", "zaten yeterince yaşamış" , "tam da ortasındaymış ömrün" gibi cümleler kurabilirim. Bu esnada sen yanımda olabilir ve hayal gücümün bizi(bu ilk bizli cümlem!!) itelediği bu trajedinin tam ortasında umarsızca gülerek "ben de seni" diyebilirsin. Ben uzun uzun "ben de seni" cümlesinin altında ki samimiyetini tartarken gözlerinde gördüğüm samimiyete kendimi kaptırıp, yavaş yavaş adımlarımızı senkronlayabilirim. Bu uyumun bizi getirdiği yeni yeri önemsemeden yoldan geçen insanların az sonra evlerine gittiğinde neler yaşayacakları ile ilgili tahminlerde bulunur ve biz de bir evde yaşasak neler olur diye seninle iddiaya tutuşabilirim. Her iddiayı kaybettiğim gibi onu da kaybedebilir ve iddiayı sen kazandığın için senden daha çok sevinebilirim... ... ... Böylece uzayıp giden hayal gücümün bana gösterdiği hayallerden şimdi sıyrılıp gerçeğe döndüğümde uykumun gelmiş olduğunu ve artık yatma zamanının geldiğini anlıyorum. Rüyamda göreceğim güzel şeyleri bu mesajın iyimserliğine yorup, sabaha bir gülümsemeyle başlamayı deneyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslını istersen canım hiç olmadığı kadar çok sıkılıyor ve bunları o yüzden yazıyorum. Yine de sonuna kadar direniyorum ve hayatın beni getirdiği yere iyimserlikle bakıyorum. Banane diyeceğini ve yukarda yazdıklarımın seni zerre kadar ilgilendirmeyeceğini bilsem de bu satırları yazmaya devam ediyor ve uzun zaman sonra sana iyi geceler diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-6344802686354114508?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/6344802686354114508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/11/iletilmis-bir-ileti.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6344802686354114508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6344802686354114508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/11/iletilmis-bir-ileti.html' title='Iletilmis Bir Ileti'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-7860422459223138939</id><published>2008-10-25T03:31:00.003+03:00</published><updated>2011-03-21T03:23:47.801+02:00</updated><title type='text'>Ahval</title><content type='html'>Helvalar, tencereler, kadınlar, çocuklar... Bütün ölü evlerindeki matemi matematiksel olarak hesapladım sonuç Mahmut Tuncer çıktı: “Bakkal amca bakkal amca, yağın var mı?” Bakkal amca şarkının aksine 70’lerdeki dar zamanları düşleyerek“yağ yok” dedi, biraz yağ çektim, zuladan çıkarttı: Hidrojen katkılı sıvı yağ, al sana katı “sana yağ.” Borcun 2 milyon. Bütün bu uğraşlar şunun içindi:                   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dedem ölmüştü veya babaannem, belki de ben. Vakit matem vaktiydi. İnsanlar anlamadığı şeyleri dinleyerek hüzünlenmeyi ya da sevinmeyi sevdikleri için bu hayatı anlatan bir kitabı da ölülerin ardından okuyarak mutlu oluyorlardı. Sıkıldım, kapıya çıktım. Kapıda, imam iyi okuduğu için babam açıktan bir 50’lik daha uzattı, adam almamazlık yapmadı. “Rahmetli iyi insandı.” dedi yalan bir nidayla. Ölülerin arkalarından rahmetli diye bahsetmemiz için ne kadar zaman gerekirdi? İnsan ne kadar zamanda rahmetli olurdu? Dedem 1 günde rahmetli olmuştu. Gerçi zaten rahmetli olmak için yeterince yaşlıydı ama babaannem o kadar değildi; onun rahmetli olması birkaç gün sürmüştü. İnsanlar için her şey ne kadar da kolaydı, dillerini hemen alıştırıveriyorlardı: “Rahmetli iyi insandı.” Kötü bir rahmetliye rastlamamıştım zaten, en fazla “rahmetli aslında iyi insandı” olurdun. İnsan rahmetli olunca iyi oluyordu. Rahmetli güzel bir şeydi. Bu parlak fikir bana hoş göründü:                                                     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntiharımla ailemi iftihar ettirebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca bir baltaya sap olamadığım için ailemi iftihar ettirecek şeyin bu olduğuna kesin kanaat getirdim. Bunu yaparsam rahmetli olur ve  “Rahmetli ne iyi insandı” ya da “rahmetli iyi insandı” olamazdım ama “rahmetli aslında iyi insandı” olurdum kesin. Hani aslında az daha yaşasa bize ısınacaktı, bizim gibi iyi olacaktı gibisinden. Her şeyin aslında ani bir ölüm karşısında ama önceden zaten bilinen kurallara göre hazırlandığı bir ölü evinde - Helva, tavuk pilav, ayran, Kur’an- ölü bedenim son kez kefene sarılı huzurlarına çıkar ve “rahmetlinin ruhuna” diyerek tavukları mideye indirirlerdi. Ailem bunları yaparak hem kendini rahatlatır hem de hayatımda ki belirsizliği diğerlerinin sevebileceği “rahmetli aslında iyi adamdı” şeklinde, benim anılarımı anlatarak tamamlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”Ben aslında iyi adammışım, aslında akrabalarım geldiğinde bir bahane uydurup evden gitmem, bayramlarda yanlarına gitmemem onları sevmediğimden değil, gerçekten işim olduğu içinmiş. Ha tabi benim hiçbir zaman kesin bir işim olmamış ama olsun yine de az daha yaşasam bir iş sahibi olabilirmişim, bunun için çabalıyor ve bazı yerlere başvuruyormuşum. Yok canım, günlerce odamdan çıkmadan kötü bir şey yapmıyormuşum: Odamda film izliyor ve kitap okuyormuşum, bunlar kötü şeyler sayılmazmış ve hem ben kimsenin tavuğuna kışt dememişim. Aslında sorun da buymuş içlerinden birine göre. Aslında ben gayet zeki ve idrakliymişim, hem iki üniversite bırakmışım, istesem çok daha aktif biri olabilir, başarılarımla göğüslerini kabartabilirmişim. Sorun da buymuş: Neden olmamışım? Bir bildiğim varmış bir ötekine göre. Bir bildiğim varmış ve ben bütün o durgunluğumun altında aslında kocaman hayaller saklıyormuşum, suskunluğum bundanmış: Çok şey biliyormuşum. Hani fena da sayılmazmış susmam diğerine göre. Konuşsaymışım üniversiteye hazırlanan yeğenime kötü örnek teşkil eder, onu da kendim gibi yaparmışım. Hem hayat öyle amaçsız da yaşanmazmış ki, en kötü bir memuriyete girer ve orda bir iş sahibi olabilirmişim. Peki bunu neden yapmamışım? Bir bildiğim mi varmış? Hadiymişim oradan, besbelli tembelmişim. Yok yok, aslında o kadar da tembel değilmişim bir başka ötekine göre. Canım istediği zaman istediğim şeyi yapabiliyormuşum. O üniversiteleri besbelli çalışarak kazanmışım ama yine de bazı sorunlarım da yok değilmiş ama hangi insanın sorunu yok değilmiş ki? Ben aslında iyi adammışım, rahmetli. Bir keresinde…” İşte ben de rahmetli olmuştum. Bu kadar erken beklemiyordum açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların bu muhabbetlerinden sıkılıp bir an önce gömülmek ve son toprağı üzerime serptikten sonra başımdan defolmaları için bekledim. “Ölen aslında benmişim, aşıklar ölmezmiş. Ben hayvanmışım”. Bu sözleri toprağın üstüne kapaklanan son sevgilimden duyuyordum. Bir süre öylece bekledi ve o da gitti başımdan. Şimdi rahattım. Mezarlıkları çok severdim, böylesi ne de güzel oldu. Şimdi sorgu melekeleri geliyor ve ben bu satırları günah ve sevaplarımızı yazan, sağ ve sol omzumuzda duran meleklere dikte ettiriyorum. Sağ olsunlar kırmadılar beni, çok cana yakın çıktılar. Umarım sorgu meleklerinin soruları zor olmaz. Duyduğuma göre onların sordukları soruların yaptığın kadarına da puan veriliyormuş. Bu yüzden aklıma ne gelirse yazacağım. Şimdilik hoşça kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-7860422459223138939?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/7860422459223138939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/10/ahval.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/7860422459223138939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/7860422459223138939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/10/ahval.html' title='Ahval'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-2132166663547623483</id><published>2008-06-27T11:24:00.001+03:00</published><updated>2010-03-20T01:34:41.322+02:00</updated><title type='text'>Yarım</title><content type='html'>Tarihi bir handa tarihi bir ana tanık oluyordu: Son moda çakma çantasında bomba taşıyan esmer bomba, alışık olduğu bakışlarla yolunda seğiriyordu ve az sonra ona şehvetle bakan bütün gözlerden intikamını alacaktı. Adamımız her şeyin farkındaydı ama bu durumu engellemek için bir çaba göstermesi gerektiğini düşünmüyordu. Dün gece bir kedinin kuşu yakalayıp mideye indirmesini neden engellemediyse -ekosistemi bozmak istememişti- aynı nedenden bu katliamı da engellemek istemiyordu. Tek soru kendini tarihi handan bir anda dışarı atacak mıydı, kedi miydi, kuş mu, yoksa ikisinin de kaderini belirleyen belli belirsiz bir adam mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Adam olmadığına kanaat getirdikten sonra adımını handan dışarı attı. Bu günahından dolayı yerde oturan bir dilenciye para vermek için elini cebine daldırdı. Parayı cebinden aceleyle çıkarıp havaya attı ve kendinden emin olarak yazı dedi -hep yazı derdi, derdi yazıydı hep-, turada gönlü kaldı. Demir bir milyonluk kucağına düşen dilenci kadın sonuca aldırmadan parayı cebe hanın patlama melodisiyle birlikte indirdi. Dilenci kadın adamımıza yüksek sesle hayır duaları yağdırırken, patlamaların gürültüsü de dilencinin sesini bastırmak istercesine adamımıza beddua ediyordu. Bu arada kalmışlık yüzüne pis, sinsi bir sırıtış tıkıştırmıştı. Hangi ses daha ağır basıyordu? Sırıtıyordu… Bu onun sesiydi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı bir fren sesiyle irkildi, suratında aynı pis sırıtışla. Kaldırımın üzerine koyulmuş karpuzcunun taburesine içindeki bir tabur adamı nasıl sığdırdığını düşünüyordu. Patlamadan kalan kol ve bacaklardan ancak bir kaçını yanına alabilmişti. Karpuzcu da ortalarda görünmüyordu, onca karpuzu ne yapacaktı ki? Yoksa karpuzcu kendisi miydi? Kimse bir karpuzcudan böyle şeyler ummazdı, sen de ummamıştın değil mi okur? Olur böyle şeyler alışacaksın. Yanık kol ve bacaklar nerede? Bilmiyorsun işte. Benim söylememi bekliyorsun, acizsin. Kaldı ki bu yazıya da ihtiyacın yok, hemen şu anda okumayı kesebilirsin, kandırma kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı bir fren sesiyle irkildi, suratında aynı pis sırıtışla. -Dejavu- Kaldırımın üzerine karşılıklı koyulmuş iki taburede tek başına karşılıklı oturuyordu. Aynı zamanda iki paragrafta da geçen arabanın akıbetini merak ediyordu. Tabureden içindeki bir tabur adamla doğruldu, arabaya doğru. Doğruydu tahminleri; aslında bir araba yoktu ve bütün bu yukarıdaki olaylar sadece zihin oyunlarından ibaretti. Esmer bomba, dilenci kadın, karpuzcu, araba, yanık kollar ve bacaklar... Hepsi kendinin kendini kandırmasıydı ve ayıldığında Hasankeyf Kalesi’nde can dostu, diğer yarısı Hasan'la keyifli keyifli cigaralarını tüttürmeye başlamışlardı. Sigarayı Hasan çıkarmıştı, o da züppenin birinden aşırdığı zippo ile yakmıştı sigarayı; yakarken de “sana bi çakmak lazım” esprisini ihmal etmemişti, gülümsetmişti Hasan’ı.. Bu paylaşım onların hayatlarının özetiydi; legolar gibi birbirlerinin bütünleyenilerdi. Olmayan sağ kolu ve sağ bacağının yerini Hasan’ın sağ kolu ve sağ bacağı ile dolduruyordu. Durum onun içinse tam tersiydi. Yani anlayacağınız adamımızın sağ tarafı, Hasan’ın da sol tarafı yoktu ve bunun bir sebebi de yoktu, doğuştandı; doğmuş olmaktan daha büyük sebep mi vardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEVAMI GELECEK…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersem de sen inanma okur! Bu yazının bütünleyeni sensin ve kendi zihin oyunlarınla dolduracaksın bu yazıyı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEVAMI GELMEYECEK…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersem de bitmiş olmaz çünkü hala yaşıyorsun. Affettim seni! Aferin bana!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-2132166663547623483?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/2132166663547623483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/06/yarm.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2132166663547623483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2132166663547623483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/06/yarm.html' title='Yarım'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-6329083410177500364</id><published>2008-06-25T00:56:00.000+03:00</published><updated>2008-11-13T22:29:08.913+02:00</updated><title type='text'>Musallat</title><content type='html'>"Kendine kadrajlardan bir kadraj beğen" dedi bir dış ses içinden ve "o seçtiğin kadrajda ölümlerden bir ölüm beğen" dedi iç ses dışından. İkisinin de aynı filmin sesi olması beni şaşırtmamıştı sevgili okur ve "benim hiç sevgilim olmadı, sevgilim olur muydun sevgili okur?" dedim içli içli dışımdan. Filmdeki gencin ölümü için seçtiği kadrajın hep sevdiğini beklediği yerin bel ölçeğinden çekimi olduğunu biliyor muydun sevgilim okur? Son kadrajda gencin yüzünün hüznünü göstermek istiyordu yönetmen. Bir sır paylaştım seninle, artık sevgiliyiz okur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir caminin musalla taşına musallat olmuştum, boka musallat olmuş sinek gibi. Çevresinde dönüp duruyordum, sahiplenmiştim onu. O kadar yalnızdı ki "artık sevgilim okur", ne bileyim benimsedim işte. Anla beni, o biçim bir yalnızlık sevgilim sevgili okur.&lt;br /&gt;----------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;FETVA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_dNx2yjHiTQg/SGFuj6ampKI/AAAAAAAAAD4/x3oZu2mFPcM/s400/beyaz.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215571406727062690" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; - Madem kurbandan maksat kan akıtmak. Bilekleri kesecem ilk kurban bayramında... Ölümümü manalandıracam hocam, caiz mi?&lt;br /&gt;- No caizn't.&lt;br /&gt;----&lt;br /&gt;Alo fetva hattı, 24 saat canlı fetva ve bira keyfi sizlerle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-6329083410177500364?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/6329083410177500364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/06/musallat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6329083410177500364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6329083410177500364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/06/musallat.html' title='Musallat'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_dNx2yjHiTQg/SGFuj6ampKI/AAAAAAAAAD4/x3oZu2mFPcM/s72-c/beyaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-3756614530199688392</id><published>2008-04-27T02:25:00.003+03:00</published><updated>2011-03-21T03:35:26.150+02:00</updated><title type='text'>Sabah Taksimi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Annesi. Tamam annesi tamam. Kalkacak az sonra, beş dakika daha uyusun annesi. Lütfen annesi. Sen git şimdi başından, o kendi saatini kurup, kendi kalkabilir annesi. Kalkamazsa sen sorumluluk hissetme, bırak onu kendi haline. Peki, annesi peki, kızma, kalkıyor şimdi. Ama bir dakika daha lütfen annesi. Anladı annesi, kahvaltı yapacak ama şunu da bil ki; insan uyandığında kahvaltı yapar annesi, kahvaltı yapmak için uyanmaz. Lütfen biraz daha yatsın annesi. Açma yorganını, sevmez böyle şeyleri. Hem işe geç kalmaz annesi, geç kalacak bir işi olmadı hiçbir zaman. Şimdiki işi de geç kalınacak bir iş değil annesi, ne zaman giderse o zaman yapar işini. Arkası yarınların arkasını yarmaktan başka bir işi yok annesi. Onun için kolay bir iş. Tamam annesi tamam kalktı. Elini yüzünü yıkar annesi ve hemen sofraya gelir. Yok banyoda uyuyakalmaz annesi, uyandığında bir daha kolay kolay uyumaz zaten, o yüzden zor uyanır. Havlusunu bulamadı annesi, nereye koydun yine. Tamam çekmeceden aldı yenisini annesi, kızma. Çayın şekerini sen atma annesi, kendi atabilir. Hem sen çok atıyorsun zaten, sevgini böyle göstermene gerek yok annesi. Kilo alıyor sonra. Yok annesi yüzü asık değil, her zamanki hali. Gülmüyor genelde bilirsin annesi. Neyse. Eline sağlık annesi, doydu. Yok, çaydan başka bir şey istemiyor canı, ısrar etme annesi. Yok inatçı değil annesi, sadece iştahı yok. Tamam annesi tamam, çok inatçı o ama insan tek başına inatçı olabilir mi ki? Beraber inatlaşıyorsunuz; sen ısrar etmesen o da ısrar etmeyecek. Tamam annesi uzatmıyor, özür diler, seni kızdırmak istemedi. Ukalalık yapmıyor annesi. Şimdi çıkıyor. Yok, saçlarını taramayacak annesi. Ayakkabılarını da boyamayacak, bırak böyle kirli kalsınlar annesi. Tamam annesi tamam, herkesin ne dediği önemli değil, o kendini böyle iyi hissediyor annesi. Belki bir gün annesi, belki bir gün oğlun da diğerleri gibi olur: Onlar gibi saçlarını tarar, elbiselerini ütüler, ayakkabılarını cilalalar, yüzü güler hatta belki bir gün birine aşık bile olabilir. Ama şimdi değil annesi, şimdilik böylesi iyi, mutlu böyle annesi. Hadi annesi çıkıyor şimdi. Bir şey ister miydin akşama gelirken annesi. Peki, iki paket LM, ha bir de üç ekmek annesi. Fırından annesi, başka yerden değil. Yok şemsiye istemez annesi. Yağmurda ıslanmayı çok sever, yürümeyi bir de&amp;nbsp;annesi…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-3756614530199688392?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/3756614530199688392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/04/sabah-taksimi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3756614530199688392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3756614530199688392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/04/sabah-taksimi.html' title='Sabah Taksimi'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-3150094588257276144</id><published>2008-03-21T02:45:00.000+02:00</published><updated>2008-03-21T02:46:39.508+02:00</updated><title type='text'>Tebessüm</title><content type='html'>&lt;span style="color:#000099;"&gt;Ağlamak yok dedim&lt;br /&gt;Ağladım&lt;br /&gt;Ağlamak yok dedim&lt;br /&gt;Çok ağladım&lt;br /&gt;Ağlamak yok dedim&lt;br /&gt;Az ağladım&lt;br /&gt;Ağlamak yok dedim&lt;br /&gt;Biraz daha ağladım&lt;br /&gt;Ağlamak yok dedim&lt;br /&gt;Daha ağladım&lt;br /&gt;Ağlamak yok dedim&lt;br /&gt;Ağlamıyorum, gözüme geleceğim kaçtı ondandır, geçer yakında dedim&lt;br /&gt;Ağlamak yok dedim&lt;br /&gt;Burnumu çektim&lt;br /&gt;Ağlamak yok demedim&lt;br /&gt;Ha şöyle dedim, yüzün gülsün biraz&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-3150094588257276144?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/3150094588257276144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/03/tebessm.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3150094588257276144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3150094588257276144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/03/tebessm.html' title='Tebessüm'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-9196472146071784183</id><published>2008-03-05T14:18:00.002+02:00</published><updated>2010-03-20T01:35:12.071+02:00</updated><title type='text'>Kolay olan: Kaçmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Mahalle aralarında, aralarında çok da yaş farkı olmayan boy boy çocuklar kovboyculuk oynuyorlar. “Dink-şıınnnn, dink-şıınnnn” Sesler birbirini kovalıyor, kovboylar kaçışıyor. İçlerinden biri avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Vurdum onu, Tanrı öldü.” Kovboyculuk bir anda yerini varoşlarda var oluşçuluğa bırakıyor. O anda karamsar gökyüzünden damlalar taneler halinde süzülüyor. Aynı çocuk “yağmur yağıyor” diye haykırıyor bu defa. Bu tip durumlarda yağmuru ilk hisseden olmak ona Tanrıyı öldürmekten daha çok karizma katıyor. Oysa yağmuru ilk ben hissediyorum, sesimi çıkarmıyorum çünkü yağmurun neden taneler halinde düştüğünü düşünüyorum ve karar veriyorum: ”Allah ağlıyor, bugün Cuma.” Koşarak uzaklaşmak istiyorum ordan. Gitmeden de birilerine ateş etmek istiyorum. “Dink-şıınnnn” Ayaklarım ıslanıyor, koşuyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bir anda varoşlardan sıyırıyorum, var oluşlardan da. Geniş caddeli bir şehrin,  postmodern camlarla bezenmiş binalarına bakıyorum, koşuyorum. O binalardan birinin önünde güzel gözlü bir kıza çarpıyorum. Kız mı binaya, bina mı şehre, şehir mi kıza ait bilemiyorum. Kız zayıf, düşüyor. Duraklıyorum bir süre, geriye dönüyorum, kaldırmak istiyorum. Elimi uzatıyorum, gözlerine bakıyorum: üZÜm rengi. Yüzünde başka bir ifade özünde başka, hissediyorum. Kaldırmaktan vazgeçtiğimde çoktan elimi çekmiş oluyorum. İçimden defalarca tekrarlıyorum “Güzel olmak yetmez bazen.” Kaçmak istiyorum oradan da. Az daha kalırsam esiri olabilirim, onunla birlikte yerde oturabilirim, cebimde bir gün ona rastlarım diye gezdirdiğim “Bitter Çikolata” yı verebilirim. Kaçıyorum, ağlıyorum, koşuyorum. Kız gittikçe ufalıyor. Koşuyorum, daha da ufalıyor. Koşuyorum, daha da ufak bir el uzanıyor ona. Kız tereddüt ediyor, ben haykırıyorum “Yarım kalmalı her şey, sen böyle daha değerlisin, tut o eli.” Bitter çikolata cebimde kimsesiz kimsesiz erimeli, bunu kendi başına yapabilir, biliyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözden kaybediyorum tutunanları, yoruluyorum. Bir duvara elimi dayayıp, hafifçe eğiliyorum. Soluk alıp veriyorum, bunu hissedebilmenin dayanılmaz keyfini düşünüyorum. Ne zaman güzel bir şey düşünsem aklıma ölümü getiriyorum. Cebimdeki altıpatlarımı çıkarıyorum, içinde hep tek kurşun oluyor. Altıpatlarımın altı patlak, karşımdaki adamın gözleri de. Korkuyor. “Korkma sana zarar vermeyeceğim çünkü O var” diyorum. O’nun kim olduğunu söylemiyorum ama bir tüyo vermeden de edemiyorum “O olmasaydı hey şey mubah olurdu, haydi git şimdi.” Adamın gözleri parlıyor. Ona bir hayat hediye ediyorum, benim olmayan bir şeyi önce çalıp sonra hediye ediyorum. Sanırım yapabileceğimin en iyisi bu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur bizlerden sıkılıyor, artık buharlaşıp göklere çıkmanın vaktinin geldiğini hissediyor. Keşke kaybolmakta bizim için bu kadar kolay olsa diye düşlüyorum. Bu tek kurşun bunu yapabilir, biliyorum. Güneş kendini hissettiriyor ve içinden şöyle geçiriyor “Ben geldim, bana tapının artık.” Güneşin bu ukalalığına aldırmadan yoluma devam ediyorum. Kendimi tekrar varoşlarımda buluyorum. Kovboyculuk oynayan çocuklar çoktan büyümüş oluyor ama aralarından bir kaçı eksik. Nerde olduklarını soruyorum. “Gasptan içerdeler abi” diyor içlerinden en sessizi. Aralarına oturuyorum. Onların eksikliğini dolduramayacağımın farkındayım. “Nerdeydin abi bunca yıldır?” diyor aynı çocuk. “Aradım” diyorum. “Buldun mu?” diyor. Susuyorum,  o anda cebimde ki altıpatlarımı kurcalıyorum. Artık ne onlardan biri ne de diğerlerinden biri olmadığımın farkındayım. Gözlerimi kısıyorum, kısık sesle upuzun bir cümle kuruyorum. Kimse anlamıyor, ben de. O anda olan oluyor. Yıllar önce “Tanrıyı öldüren” çocuk beyaz beresiyle çıka geliyor: Vurdum onu “Hrant Dink-şıınnnn”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-9196472146071784183?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/9196472146071784183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/03/kolay-olan-kamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/9196472146071784183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/9196472146071784183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/03/kolay-olan-kamak.html' title='Kolay olan: Kaçmak'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-8022285390426617543</id><published>2008-02-05T14:25:00.003+02:00</published><updated>2011-06-14T01:43:54.135+03:00</updated><title type='text'>Cümle Arası Anekdotlar-2</title><content type='html'>Geçenlerde intihar edeyim dedim, ettim.&lt;br /&gt;Aklıma eseni dakkasına yaparım.&lt;br /&gt;Cebimden çıkardım silahımı, dayadım şakağıma, bastım tetiğe.&lt;br /&gt;Repliksiz öldüm.&lt;br /&gt;Eğer bu bir film olsaydı acayip karizma olurdu.&lt;br /&gt;Ama bu sadece bir yazıydı, o yüzden çok karizma olmadı.&lt;br /&gt;Düştüm odamın ortasına.&lt;br /&gt;Beynimin parçaları etrafa saçıldı, bazıları da duvara yapıştı.&lt;br /&gt;Malumunuz, her taraf kana bulandı.&lt;br /&gt;Ne çok kanım var diye düşündüm.&lt;br /&gt;Annemin, ben küçükken “Ye oğlum, kan yapar” demesi aklıma geldi.&lt;br /&gt;Bu aklıma gelir gelmez annem odaya daldı.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Hani bazen birini düşünürsün de o seni telefonla arar ya aynen öyle işte.&lt;br /&gt;Ben düşündükten sonra beni arayacak kimse yoktu ama olsun böyle şeyler oluyor hayatta. Duymuştum birkaç kere.&lt;br /&gt;-Hay Allah belanı versin işe yaramaz herif. Ortalığı ne hale getirmişsin. Öleceksen doğru düzgün ölseydin….&lt;br /&gt;O anda çok pişman oldum, üzmüştüm kadıncağızı.&lt;br /&gt;- Bi şeyi de doğru yapamayacak mısın sen? Kaç yaşına geldin elinden bi iş gelmiyor.. Bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı….&lt;br /&gt;Öylece yerde yatıyordum, cevap vermek istemiyordum. Zaten istesem de veremezdim.&lt;br /&gt;Ölmüştüm.&lt;br /&gt;- Ben gidiyorum, ne halin varsa gör. Hay Allah’ım bu kanlar da çıkmaz ki duvardan. Gideyim anneannene…&lt;br /&gt;Kelimeler küçüldü, kapı kapandı. Yalnızdım artık. Bu iyiydi.&lt;br /&gt;Nerde kaldı ki bu Azrail?&lt;br /&gt;Gelmeyecek mi yoksa?&lt;br /&gt;O bile görmezden geliyor beni. Canım çok sıkıldı.&lt;br /&gt;Ayağa kalkmak istedim, kalktım.&lt;br /&gt;Beynimin etrafa saçılan parçalarını şakağımdaki delikten içeri tıkıştırdım.&lt;br /&gt;Beyindeki olayların elektriksel olduğunu bildiğim için cebimden çıkardığım elektrik bandı ile birleştirdim hepsini.&lt;br /&gt;Elektrik bandı maviydi.&lt;br /&gt;Deliğe de cebimden çıkardığım pamuğu tıkadım.&lt;br /&gt;Kafamdaki kanları saç kurutma makinesi ile kuruttum. Jöle sürmüş gibi o biçim afili oldum.&lt;br /&gt;Etrafı cillop gibi yaptım.&lt;br /&gt;Bal döktüm yalamadım. Bal sevmem ben.&lt;br /&gt;Bu sırada annem gelmedi. Gelseydi balı ne yapacağımı bilemezdim. İsraf yaptığım için kızabilirdi. Komşularla laklaka daldı galiba.&lt;br /&gt;Neyse.&lt;br /&gt;Hemen başka bir intihar düşüneyim dedim, düşündüm.&lt;br /&gt;Kendimi asayım.&lt;br /&gt;Anında bütün kofti filmlerdeki, kofti karakterlerin kendini asarken tavanın çökmesi aklıma geldi.&lt;br /&gt;Son bir aydır evden çıkmadığım için epey kilo almıştım. Acaba bu mu etkiledi görüşlerimi?&lt;br /&gt;Tavanın çökmesi iyi olmazdı, babam da girerdi işin içine. Malum inşaat işleri zordur.&lt;br /&gt;Evi yıkamazdım.&lt;br /&gt;Ama yakabilirdim.&lt;br /&gt;Vazgeçtim. O kadar anarşik olamazdım. Hayırsızdım ama o kadar da değil.&lt;br /&gt;Boğaz köprüsünü aklıma bile getirmedim. Hem çok popüler hem de uzak, eve 15 dakika.&lt;br /&gt;Bir de tam köprünün neresinden atlayacağıma karar vermekte çok zorlanırdım.&lt;br /&gt;Sağ taraf mı, sol taraf mı, ortası mı?&lt;br /&gt;Düştüğümde Asya tarafında mı, Avrupa tarafında mı olacağım?&lt;br /&gt;Bu belirsizlikler öldürür beni.&lt;br /&gt;Offf..&lt;br /&gt;Bileklerimi keseyim.&lt;br /&gt;Evet bu.&lt;br /&gt;Elektrik bandı iyi çalışıyor, maviydi zaten.&lt;br /&gt;Hemen cebimden “Duvara Karşı” DVD si, bir ustura, bir de etrafa kan sıçratmamak için büyük migros poşeti çıkardım.&lt;br /&gt;Cebim bugün Kaptan Mağara adamının sakalları gibiydi. Her şey vardı.&lt;br /&gt;Tanrı bugün beni seviyordu, yarın Allah kerim.&lt;br /&gt;Taktım DVD yi. İleri sardım. İşte buldum.&lt;br /&gt;“&lt;a href="http://youtube.com/watch?v=rtRAmUhYnSM" target="_blank"&gt;Ağla Sevdam&lt;/a&gt;” çalıyor ve az sonra bayan oyuncu bileklerini kesecek.&lt;br /&gt;Bayan oyuncu ile aynı anda kesmem lazımdı bileklerimi.&lt;br /&gt;Bu son fantezimdi.&lt;br /&gt;Bayan oyuncu filmde banyoya gidene kadar “Sibel Kekilli” olduğunu anımsadım.&lt;br /&gt;Mavi elektrik bantları, Allah belanızı versin.&lt;br /&gt;Evet, beynin o kısımlarını iyi yapıştırmışım demek ki.&lt;br /&gt;Kapadım DVD yi.&lt;br /&gt;Bilgisayarın monitörünü açtım, bilgisayar açıktı sadece fareyi sallamak yetti.&lt;br /&gt;Film indirdiğim için genelde açık olur bilgisayarım.&lt;br /&gt;İnen film “&lt;a href="http://youtube.com/watch?v=rtRAmUhYnSM" target="_blank"&gt;Grbavica&lt;/a&gt;” idi.&lt;br /&gt;İnternetim sınırsızdı, Sibel de öyleydi.&lt;br /&gt;Aman aman, dikkat et kızım!! Üç işlevliydi bugün Sibel.&lt;br /&gt;Ustura ile poşeti geri cebime koydum. Daha vakit vardı.&lt;br /&gt;Arkama yaslandım. Sesi açtım.&lt;br /&gt;Tam konsantre olmuştum ki….&lt;br /&gt;Annem ve sülaledeki bütün kadınlar odaya daldı.&lt;br /&gt;“Cehennem başkalarıdır özellikle de sülaledeki kadınlar"&lt;br /&gt;Dır dır dır dır dır...&lt;br /&gt;İşte şimdi ölmüştüm.&lt;br /&gt;16 yaşındaydım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-8022285390426617543?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/8022285390426617543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/02/cmle-aras-anekdotlar-2.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/8022285390426617543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/8022285390426617543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/02/cmle-aras-anekdotlar-2.html' title='Cümle Arası Anekdotlar-2'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-6417299754219923635</id><published>2008-01-24T09:53:00.000+02:00</published><updated>2008-02-09T20:59:10.275+02:00</updated><title type='text'>İtiraf</title><content type='html'>&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Dostlarım, uzun zamandır yanlızım. Biliyorum yanlız değil yalnız olacak ama ben de bir yerlerde yanılmış olamaz mıyım? Belki de yanıldığım için yalnızımdır, o yüzden yanlızım ben, doğrusu bu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-6417299754219923635?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/6417299754219923635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/01/itiraf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6417299754219923635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6417299754219923635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/01/itiraf.html' title='İtiraf'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-1634924124592870573</id><published>2008-01-18T14:05:00.001+02:00</published><updated>2010-03-20T01:36:33.445+02:00</updated><title type='text'>Cümle Arası Anekdotlar-1</title><content type='html'>Geçenlerde yolda Fazıl Say gördüm.&lt;br /&gt;”İnsan yolda Fazıl Say görür mü?” demeyin, gördüm işte.&lt;br /&gt;Hem de ücra bir mekânda; arka sokaklardan birinde bulunan bir pazarda.&lt;br /&gt;Şaşırmadım desem yalan olur.&lt;br /&gt;Evet ben bir yalancıyım, şaşırmadım.&lt;br /&gt;Neler görmedim ki orda?&lt;br /&gt;Kalabalığa karışmış birçok teyze.&lt;br /&gt;Sol taraftaki dükkânda gözleme yiyen göbekli, göbeksiz daha daha teyzeler.&lt;br /&gt;Onlardan tiksinirken gördüm Fazıl Say’ı. Karşımdan geliyordu, beni tanımadı.&lt;br /&gt;Ben de kendimi açık etmeyi sevmem zaten, iyi oldu böylesi.&lt;br /&gt;Ama yine de emin olamadım işte; emin olmak istedim, peşine takıldım.&lt;br /&gt;Eğer o Fazıl Say ise beni bu ücra mekândan kurtarıp sanatın kucağına götürecektir diye düşündüm.&lt;br /&gt;Zaten İstanbul’da olsak onun Fazıl olduğuna siksen inanmazdım.&lt;br /&gt;Ankara olunca daha bi inanasım geldi.&lt;br /&gt;Ankara daha bi sanatsal kentmiş gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Fazıl da sanatçıydı ya, ondan Ankara ile özdeşleştirdim işte.&lt;br /&gt;Şimdi arkasındayım onun.&lt;br /&gt;Yön değiştirdiğim için gözleme yiyen teyzeler sağımda, dolayısıyla ben kafamı biraz sola çevirerek yürüyorum.&lt;br /&gt;Çok çevirmişim bu sefer sol gözümle gördüm gözleme yiyen göbekleri.&lt;br /&gt;Ne olurdu görüş açımız 153 derece olmasaydı sanki. 30 iyidir. Bundan sonraki insan ırkı için böyle olmasını temenni edeceğim. Zaten bir şey değişmeyecek eminim. İnsan hep görmek istediği şeyleri görüyor.&lt;br /&gt;Neyse.&lt;br /&gt;Kafamı eğdim. Fazıl’a odaklandım.&lt;br /&gt;Gözümüzün “depth of field” özelliğini seviyorum. Siz de kullanın arada bir.&lt;br /&gt;Üstünde kahverengi deri mont, altında onun biraz açığı kadife pantolon, ayaklarında da sivri burun ayakkabıl…&lt;br /&gt;“Haa siktir, Fazıl sivri burun mu giymiş? Kesin o değildir. Hay amına koyim” dedim.&lt;br /&gt;“Daha beni sanatsal mekanlara götürecekti.” diye ekledim.&lt;br /&gt;Nasıl da dikkat etmemişim. Hep teyzeler işte. Dikkatimi dağıttılar. Zıkkım yesinler.&lt;br /&gt;“Lan, bari gidip suratına tekrar bakayım şunun” dedim.&lt;br /&gt;Evet artık benim için “şu” oldu. Öylede nankörüm, silerim iki dakkada.&lt;br /&gt;Şu, pazarcılarla konuştu, otoparkçılara selam verdi.&lt;br /&gt;“Hay senin ben” dedim. Yüzünü tekrar görmeme gerek kalmadı.&lt;br /&gt;Olsun gidip baktım. Benzetmişim.&lt;br /&gt;Ama çok benziyodu, tühh anasını,&lt;br /&gt;Zaten bende şans olsa, 3 yaşında piyano, 5 yaşında keman çalardım.&lt;br /&gt;Neden bilmiyorum ama kemanı elime aldığımda hemen çalacakmışım gibime geliyor.&lt;br /&gt;Sebebi küçükken yaptığımız;&lt;br /&gt;- Ayı&lt;br /&gt;- Girsin götüne keman yayı&lt;br /&gt;diyaloğu olabilir mi?&lt;br /&gt;“Keman yayına yazık, girsin götüne kazık” diye ekleyenlere de uyuz olurdum.&lt;br /&gt;İşgüzar çocukları sevmezdim. Bi şeyi de tadında bırakın amına koyim.&lt;br /&gt;Hadi ben de tadında bırakıyorum.&lt;br /&gt;Gördünüz işte; insan yolda Fazıl Say görmezmiş.&lt;br /&gt;Pazarda rastlayamayız onlara, teyzelerin arasında olmazlar.&lt;br /&gt;Utanırlar kendilerinden.&lt;br /&gt;Yolda rastlamadığım sanatı ne yapayım ben?&lt;br /&gt;“Attır teyzecim ordan iki gözleme de bana, beraber zıkkımlanalım.”&lt;br /&gt;Hemen yamadım kendimi teyzelere, ne pis adamım!&lt;br /&gt;Ama ben buradan besleniyorum, bunuda unutmayın.&lt;br /&gt;“Evet teyzecim, besleniyorum derken gözlemeyi kastediyorum.”&lt;br /&gt;Şişşştt. Çaktırmayın. Teyzeler çok masum, bir o kadarda göbekli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-1634924124592870573?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/1634924124592870573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/01/anekdot.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1634924124592870573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1634924124592870573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/01/anekdot.html' title='Cümle Arası Anekdotlar-1'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-6914617802190554270</id><published>2008-01-02T05:21:00.000+02:00</published><updated>2008-01-10T09:26:18.627+02:00</updated><title type='text'>Tombala</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bir üslup kaygısının kayganlığında yapıyoruz hayatla dansımızı. Ne çıkarsa bahtımıza deyip, bilinçaltımızda ki tombala poşetine daldırıyoruz elimizi. Hep kayıklara bindirilip okyanusun ortasına yollanan kayıp bir kuşak arıyoruz, ezilen, tutunamayan. Kurşun kalemi bitince defterine kırmızı kalemle yazmak zorunda olan ilkokul çocuğunun, tükenmez kalemi tanımamış çaresizliğine acıyoruz. Birinci çinko diyoruz… &lt;br /&gt;Mutluyuz, ilk çinkoyu biz yaptık, bugün yılbaşı ya da yılsonu. Piyango biletini kontrol ederken hep amortiden başlayıp yukarılara doğru çıkıyoruz. Yeterli bir ikramiye çıkmışsa daha yukarılara bakma lüzumu görmüyoruz. Televizyonda güzel bir dansöz de varsa ne ala. Üç boyutlu gözlüklerimiz gömleğimizin cebinde, hemen alıp takıyoruz, şimdi frekanslara daha yakınız, farkındayız… Daha başka neler var acaba diye kontrol ediyoruz bilinçaltımızda ki torbayı. Kokluyoruz. Erguvan kokuyor ama erguvanın kokusunu bilmiyoruz, onu sadece şiir kitaplarında okumuş oluyoruz. Böyle bir kokunun gerçekliği ilgilendirmiyor bizi. Lağım kokuyor bizim gerçekliğimiz, ebedi bir edebi hezeyan. Geçecek bunlar biliyoruz. İkinci çinko işte. Yüzümüz bile güldü be daha ne olsun. Zaten 5 biletten birine de amorti çıktı. Bu güzel bir haber, önümüzdeki yüzyıl güzel geçecek. &lt;br /&gt;Tombala mı? Onu başkası yapsın. İki çinko bize yeter.. Artık vakit tamam gitmemiz lazım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-6914617802190554270?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/6914617802190554270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/01/yl-sonu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6914617802190554270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/6914617802190554270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2008/01/yl-sonu.html' title='Tombala'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-1380048111796181201</id><published>2007-12-20T15:41:00.000+02:00</published><updated>2008-01-04T11:32:06.089+02:00</updated><title type='text'>Kader</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Evrenin tam ortasında bulunan bir gezegeninin, tam ortasında bulunan bir ülkesinin, tam ortasında bulunan bir şehrinin, tam ortasından geçen bir yolunun, tam ortasında duran bir adam, paltosunun yakasını yukarı doğru kaldırıp, boynunu biraz içeri çekerek kendini rüzgâra karşı savunmaya çalışıyordu. Son terk edilişinden bu yana tam 30 saniye geçmişti ama artık kendini o kadar da kötü hissetmiyordu. Adı neydi ki? “Bilmem” diye düşündü. Bu arada birkaç saniye daha geçmişti. Bundan önceki unutma rekoru 45 saniyeydi, bu 32-33 saniye sürmüştü. “İşte bu iyi” diye düşündü, sevindi. Kadının onu terkettiği yerde duruyordu hala. Yeni aldığı ayak kapları ayağını sıkıyordu biraz, özellikle sağ ayağını. Bu yüzden olsa gerek sağ ayağını havaya kaldırıp etrafına bakınmaya başladı. Ayağının havada olduğunu fark eden ilk kadının peşine takılacaktı. Bu arada da onun kadını fark edebilmesi gerekecekti. Bu yüzden etrafına hızlı hızlı, hiçbir şeyi kaçırmadan bakmaya çalışıyordu. Adam ön tarafa doğru baktığı sırada tam arkasında bulunan bir kadın ona doğru dikkatlice baktı. Aynı anda, adamın baktığı yerden doğru gelen bir kadın da adama baktı. Adam “işte” dedi, görebildiği yani ikinci kadının peşine takıldı. İşte buna “KADER” diyorduk…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-1380048111796181201?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/1380048111796181201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/12/kader_20.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1380048111796181201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1380048111796181201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/12/kader_20.html' title='Kader'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-5719239472286297945</id><published>2007-12-19T16:03:00.000+02:00</published><updated>2009-02-08T01:26:25.772+02:00</updated><title type='text'>Çıkar yol: Çelişki</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Alıntı yapmayı sevmem ama insan kendisiyle çelişmeden de duramıyor işte: Değer verdiğim bir abimin bloğundan;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsan bazen bile, isteye kendiyle çelişir. Çıkmaz yolda olduğunu bildiği halde, yine de yürümek ister. Acıyla, ayıyla boğuşur gibi boğuşur, yenilmekten zevk alır. Zamanla güçlenir, acının şerbeti dayanıklılığını arttırır. Duvara çarpana kadar gitmek ister. Bu, vasat ahlak anlayışının hazmedemeyeceği, sıradışı bir eylemdir. Beyin kıvrımlarının farklılığından doğar bu tuhaf dürtüler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha fazlası için &lt;a href="http://tursusuyu.blogcu.com/"&gt;tıklayıp&lt;/a&gt; takılabilirsiniz&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-5719239472286297945?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/5719239472286297945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/12/kar-yol-eliki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/5719239472286297945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/5719239472286297945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/12/kar-yol-eliki.html' title='Çıkar yol: Çelişki'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-2771233633418480967</id><published>2007-12-04T11:27:00.000+02:00</published><updated>2009-02-08T01:25:48.994+02:00</updated><title type='text'>Tahrip</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;İki gönlün bir olmasıyla kerhane olan samanlığın sağ yanındaki ufak delikten içeriyi gözetleyen çocuklar, elleri önlerinde, tüysüz suratlarında sinsi gülümseyiş ile yaptıklarını ayıp bulan ama bunla da gurur duyabilenler.  Saklanıp saklanıp zamanı gelmeyen ama son kullanma tarihi de geçmemiş samanların üstünde çığlık çığlığa bir adam, bir kadın, bir de samanların arasında ki böcekler. Kadının başı arkaya eğik, düştü düşecek ama bu durum çocukların umurunda değil, adamın da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Med-cezirlerle adam ve kadın işlerini bitirirler lakin çocuklar bitiremez, zaten çocukların işleri hiç bitmez… Samanlığın çatısından damlaya damlaya göl olan suda elini yüzünü yıkar adam ve kadın, aklanırlar, hiçbir şey olmamış gibi. Çocuklar onlar kurumadan fermuarlarını çekip kaçmaya başlarlar bile… Adam kadının sırtında ki böceğe, başparmak içini orta parmak tırnağının üstüne getirdikten sonra orta parmağını hızlıca ileri doğru ittirerek, vurur. Çıtt.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-2771233633418480967?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/2771233633418480967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/12/tahrip_04.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2771233633418480967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2771233633418480967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/12/tahrip_04.html' title='Tahrip'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-2798209021399971741</id><published>2007-12-01T08:27:00.000+02:00</published><updated>2009-02-08T01:24:53.069+02:00</updated><title type='text'>Yaşamın Tadı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yeterince ekşi ve bu aralar biraz terli, dolayısıyla tuzlu. Ya da dilimin neresine değdiğine bağlı yaşamın tadının tadı... Katı olmakla birlikte zaman içinde çabuk çözünen bir yapı, su ve tuz misali veya şeker...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ne yapsa yaranamayan, yaransa da tatmin etmeyen... Çünkü hep damağında lezzetli bir tat duymak isteyenlere zaman zaman da olsa kötü tatlar bırakan ve hep o kötü tatla anılan yaşam.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;div align="justify"&gt;“Sen benim hep dilimin tatlı yerine değdin.. Ama ben tat almayı çoktan bırakmıştım.”&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-2798209021399971741?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/2798209021399971741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/yaamn-tad.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2798209021399971741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/2798209021399971741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/yaamn-tad.html' title='Yaşamın Tadı'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-382226602252728892</id><published>2007-11-24T05:43:00.000+02:00</published><updated>2009-02-08T01:23:48.649+02:00</updated><title type='text'>TEK GÜNLÜK</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Bugün size ilk ve tek olarak bir günümü yazacağım. Adından da belli olduğu gibi tek günlük bir günlük bu, başka bir örneği olmayacak ve benim bütün hayatım hakkında bilgi verecek. Zaten insanın kendini anlatması için her gününü not etmesine gerek yoktur! Tek gün ile ilgili ayrıntılar bize yeter. Mesela adamın ayağı taşa takılınca nasıl tepki verdiğini biliyorsak, biz o adamı bayağı bir tanıyoruzdur. Ama genelde günlük yazarları öyle yapmaz, gün içinde ki en sıra dışı olaylarını yazarlar günlüklerine. Biz de onları Süpermen falan zannederiz. Ahmaklar! O monoton, sıradan günlerini nasıl da edebi bir esermiş gibi yazarlar, başrolde hep kendileri vardır. Offf. İçime yine bir sıkıntı düştü. Bunların bu basit hayatlarını düşününce içim karardı birden! Neyse konumuza dönelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün uykusuz geçen günlerimin üçüncü günü. Üç günde toplam beş saat uyudum. Arada bir böyle uyuyamadığım olur. Hep evdeydim bu üç günde, canım sıkılmıştı. Saat sabah 7.30 da evden çıktım. Amacım gidip bir çorba içmek ve yolda biraz düşünmekti.. Hava soğuktu. Zaten Ankara’da sabahları hep soğuktur. Biraz yürüdüm. Bir arabanın camı buz tutmuştu, elimi sürdüm cama. Cam beni hissetmedi, bende onu. Yürümekten vazgeçip yolun kenarında duran minibüse bindim. Nereye gittiğine bakmadım. Şoförün yanında ki koltuk dolu olduğu için en arkanın sol köşesine oturdum. Sonra iki teyze daha oturdu, sonra yanıma bir genç. Tamamlandık, tey tey gittik biraz. Minibüste koltuk demirlerine tutunanlara gözüm takıldı, ne de güzel tutunuyorlardı. “Ben de bir gün böyle tutunabilecek miyim acaba?” diye düşündüm. Gözüme birini kestirip onun indiği yerde indim. Etrafıma baktım. Onu takip edecektim ama vazgeçtim. Trafiğin kalabalık olduğu bir yere doğru yürüdüm. Gözüme çarpan mekânları filmim için not aldım. Not alırken iki tane kız bana doğru bakıyorlardı. Herhalde hiç not alan insan görmemişlerdi. Acaba bunda benim “hiç evden çıkmamamın payı var mı?” diye düşündüm. Hayatı hep başkaları yaşıyordu, “benim gibiler hep kafesinde” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yürüdüm, çok yürüdüm. Bir çorbacı aramaya başladım. Gözüme çarpan lokantalara bakıyordum ama içinde kadın çalışan lokantaları es geçiyordum. Nedenini bilmiyorum. Herhalde bu lokantacılık işini onların kıvıramayacağını düşünüyorum. Yürüdüm. Boş bir mekâna girdim, çorba istedim, geldi. Adam çorba ile birlikte dört parçaya bölünmüş bir ekmek getirdi. Herhalde cüsseme bakıp getirdi bunu diye düşündüm. Çeyreklerden yalnızca bir tanesini yedim. Çorbayı beğenmedim, beğenseydim bir tane daha içecektim. İki milyon verdim, o sırada adamın gazetesine göz gezdirdim. Bu kadar gazete okumak bana yetti de arttı bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok yürüdüm. Filmimin konusunu tamamlamıştım, “iyi oldu” diye geçirdim içimden. Yolda spor yapan dedeleri gördüm, güldüm. Ben gülerken, spor yapan bir teyze beni gördü. Onu utandırdığımı düşündüğüm için utandım ama yüzüm kızarmadı, sade bir pişmanlıktı benimkisi. Yürüdüm. Aynı yerlerden tekrar geçmemek üzere yürüyordum. Yürürken çizgilere basmamaya da özen gösteriyordum. Bir kız ve erkek gördüm, kol kola. Kız bana baktı, beğenmedi. Sonra trafiğin yoğun olduğu bir yere geldim. Otobüse binmeye karar verdim. Adamın birine “şuraya nasıl giderim” dedim. Aslında şuraya gidesim yoktu ama herhalde biriyle konuşma ihtiyacı hissettim. “Şurdan bineceksin” dedi. “Şurdan mı” dedim. “Evet, şurdan” dedi. Adamın gösterdiği yönün tam tersine ilerledim. Dönüp adamın yüzüne sırıtmak istedim ama buna cesaret edemedim. İlerde bir durak buldum. Bekledim. O sırada durakta da bazı notlar aldım. Not alırken bir amca bana baktı. Ben ona bakmadım. Bütün otobüsler Sıhhiye ye gidiyorlardı. Ben bekledim, binmedim. O sırada gölgemi izliyordum; keyifliydi. Durak boşalınca gelen ilk arabaya bindim, Sıhhiye ye gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüste tekli koltuk bulup oturduğum için sevindim. Sağ tarafımda üç adet teyze vardı. Üçü de tıpatıp koyuna benziyordu ama aralarında hindice konuşuyorlardı. Gulu gulu, gulu gulu.  Şoförbey’ e bir şeyler sordular. Ben anlamadım, şoförbey anladı. İçimden şoförbeyi tebrik ederken, ineceğim durağı da belirlediğim için seviniyordum. Bu teyzeler nereye giderdi ki acaba? Bir teyzenin bu memlekette gideceği bir yer var mıdır? Onlar Ulus'ta indiler, ben de. Takıldım peşlerine. Birisi beni gördü, kaşlarımı çattım. Korkutmak istiyordum onları. Gidecekleri yeri bilmiyorlardı. Gençlik parkının oralarda içlerinden en cesaretlisi, bir adama yolu sordu. Adam şaşırdı, ben de. Adam hindice konuştu. Ben yine anlamadım. Nasıl da sevindiler, görmeliydiniz. Gulu gulu gulu diyip sevinçlerini ifade ettiler. Ne kadar hindice konuşurlarsa konuşsunlar onlar benim gözümde koyundular. Birisi bir yere gidince diğerleri de peşinden gidiyor. Doğru yanlış yok. Sadece gidiyorlar. Ümitsiz vakalar. Annem de bir teyze. Koyun gibiler, birini uçurumdan yuvarla hepsi peşiden gider. Ben de bir koyun yavrusu olduğum ve mecburen bu toplumda bulunduğum için onlarla birlikte sürüklenirim uçuruma. Bazen durun demeye çalışırım, karşılarında dururum ama onlar hedefe kilitlenmişlerdir. Giderler, ben sıyrılmaya çalışırım, “Ne haliniz varsa görün” derim içimden. Teyzeler itfaiye pazarına gidiyorlarmış. Bu gerçeği öğrenince beynimden vurulmuşa döndüm. Nasıl da onların oraya gideceğini tahmin edemedim. Ahmak adamın biriyim ben. Hemen takibimi bıraktım ama gidip onların kıçlarına tekme basma isteğim henüz geçmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıhhiye’ye doğru ilerliyordum. İki kız gördüm. İkisi de aynıydı. Acaba hangisi hangisiydi? Peşlerine takılayım mı diye içimden geçirdim, vazgeçtim. Adliye sarayının önünde biraz bekledim. Acaba adaleti buralarda bulabilir miyim diye etrafıma bakındım. Adliyenin yan tarafındaki parkta yatan evsizleri görünce adaletin burada da olmadığına kanaat getirdim Adaletten vazgeçmiştim, biraz kendimi düşünmeye karar verdim. O sırada oradan geçen bayan avukatların mini eteklerini görünce biraz daha dolandım etrafta. Neden mini etek giyiyordu ki hepsi? Acaba hâkimleri etkilemek için mi diye düşündüm? Bilmem dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılay’a doğru ilerledim. Adamın biri kendi kendine konuşuyordu. Dikkat edince kulağında kulaklık olduğunu gördüm. “Hands free” falan değildi, adamın eli pantolonun önündeydi. Onu biraz takip ettim, bir apartmana bıraktım.. Bir simit bir de sıkma portakal suyu aldım. "Bir kahveye girsem mi" diye düşündüm. Kahveden içeri baktım. Boş masalar vardı ama ben tek başıma bir masa işgal edeceğim için bundan rahatsız oldum. Malum; kahvede adet oturup arkadaşlarınla oyun oynamaktır. Benim arkadaşım yoktu olsa da kahvede oyun oynamam zaten. Kaldırıma oturdum. Gelene geçene baktım. Bir iş görüşmesi için birinin yanına gitmem gerekiyordu. Bankada param olduğunu düşündüm, gitmedim. Simidimi yedim, peşinden portakal suyunu içtim. Şimdiye kadar ikisini aynı anda hiç bitiremedim. Yorgundum. “Çantamdan kitap çıkarıp okusam mı” diye düşündüm. Vazgeçtim. Eve dönmek için minibüse bindim. Çantamdan kitabı çıkardım. “Aylak Adam-Yusuf Atılgan” Ortasından bir yerden açtım. Okumaya daldım, okurken arada güldüğümü hissettim. Yanımda bir teyze vardı, suratına hiç bakmadım. Bu sefer kendi seçtiğim yerde değil hayatın beni seçtiği yerde indim. “Marketin önünde durur musun abi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt; Adam marketi biraz geçip durdu... Eve geldim. Yorgundum. Uyudum. Rüyamda teyzeleri tartakladım. Hem bunun için hem de sonunda uyuyabildiğim için mutluydum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-382226602252728892?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/382226602252728892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/tek-gnlk.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/382226602252728892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/382226602252728892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/tek-gnlk.html' title='TEK GÜNLÜK'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-1098498137292687310</id><published>2007-11-18T16:08:00.000+02:00</published><updated>2009-02-08T01:17:29.976+02:00</updated><title type='text'>Timing Hatası</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Zaman henüz beni kavrayamamış kollarıyla ve bu zamansızlığın içinde yürüyorum timing hatası yapmadan hem de Street Fighter oynarmışçasına "perfect" alma kaygısıyla.. Darbeler almamaya çalışıyorum fakat ne mümkün, yol ortasında bir yerlerde sendeliyorum, etrafıma baktığımda hiçbir dostu bulamıyorum yola beraber başladığımız… Kendim dahil… Arıyorum ama nafile. Zannedersem bulamayacağım da bundan sonra…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-1098498137292687310?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/1098498137292687310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/timing-hatas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1098498137292687310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1098498137292687310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/timing-hatas.html' title='Timing Hatası'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-3309771552065592390</id><published>2007-11-07T06:19:00.001+02:00</published><updated>2009-02-08T01:16:45.143+02:00</updated><title type='text'>Boktan Bir Yazı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;5 dakka önce nerdeydin? Bu konuşma başlamadan önce hangi mülahazalar geçiyordu kafandan. Dur ben söyleyeyim. Pembe panjurlu evinde götlek götlek oturacaktın demi?  Ne o? Götlek değil misin? Ben de götleğim. Hem de götleğin önde gideniyim.. Herkes götlektir olum, bakma öyle. Hatta konuyu ilerletip götün insanlar için ortak bir değer olduğunu bile söyleyebilirim. Sen hiç götsüz bir insan gördün mü? O boş bakan gözlerinle gözsüz, kulaksız, burunsuz, çüksüz, kukusuz, kolsuz, ağızsız “insan” gördün ama götsüz bir insan görmedin değil mi? İnsan götü olmadan nasıl yaşar? Nasıl oturur yorulduğunda? İnsan ölmek için bi göte ihtiyaç duyar, dolayısıyla yaşamak için.. Yaa gördün mü yaşamın sırrı götteymiş.. Götten ne çıkar? Bok.. O zaman bokta bir ortak değerimiz. İnsanları bütünleştiren değer.. Düşünsene lan(bunu yapabilirsin biliyorum) bu yazıyı okuduktan sonra bokun insanları birleştiren ortak bir değer olduğunu anlayan devletler savaşları bitiriyormuş. Haha ne güzel olurdu amma da gülerdim.. Boktan yere savaşan adamlar yine boktan yere barışacaklar. Hem de böyle boktan bir yazıyla… Ne ütopya ama..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-3309771552065592390?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/3309771552065592390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/boktan-bir-yaz.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3309771552065592390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/3309771552065592390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/boktan-bir-yaz.html' title='Boktan Bir Yazı'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8855964230547134120.post-1704365718973940429</id><published>2007-11-07T06:15:00.000+02:00</published><updated>2008-01-10T09:24:07.529+02:00</updated><title type='text'>Okullu Olmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Okullu olmak kopmaktır ana ocağından daha iki basamaklı sayılara ulaşmadan çocukluğumun yaşı ve yeni yüzler görmektir her biri umut dolu. Önce alfabeyi öğrenmektir daha doğru düzgün konuşmayı bile beceremeden ve “Işık’a ılık süt içirmek” tir henüz ben soğuk suya şükür derken. Sonra bir sene daha büyümektir okullu olmak,  çarpma işlemini doğrulamak ve hayat bilgisine kafa yormak, trafikte önce sola sonra sağa ve sonra tekrar sola bakmak ve bunu belleğe böyle kazımak. Teneffüstür okullu olmak, belki de “Işık”ın içtiği kutu kolayı ezip çift kale maç yapmak, gol kralı olmak ve tekrar bir yaş daha yaşlanmak. Sonra fen bilgisidir okumak, en fenni kuramlar bile ispatlayamazken bizim hayallerimizi. İlkokuldan mezun olmak daha önemlisi ortaokullu olmak. Kravat bağlamaya alışmak en zor denklemdir o zaman. Adam oldum sanmak, ama ceketin içinde hala bir çocuk olarak kalmak… X le tanışmak ve Y yi dışlamak, bir koordinat düzleminde düzmece doğrular oluşturmak ve onları hayallerimin tam orta yerine saplamak. İki bilinmeyenli denklem çözmek ama kendini çözememektir okullu olmak. Sonra ilk sevgiliyle karşılaşmak ama hala çocuk olmak ve onunla yaşlanmaya alışmak ve bir sene daha yaşlanmak… Bıyık terlemesi yaşamak, liseye son adımı atmak, seste çatlamalar yaşamak, okullu olmak ve bir sene… Ertesinde liseli olmak, bu sefer kesin büyümüş olmak ya da hala öyle sanmak ve polinomlarla tanışmak daha fonksiyonlara alışamadan. Bazı erkeksi fonksiyonların kesin olarak farkına varmak, kıllanmak ve biraz daha akıllanmak… Sivilce kazanmak en büyük ödülü okullu olmanın, sonra onları ayna karşısında hışımla patlatmak ve ilk defa kendini sevmemek. İşte büyümek… Sonra bir yaş daha yaşlanmak, ÖSS için seviye belirleme sınavlarına girmek. Kazanmak ya da kazanmamak ama seviyeni bilmek sonra ona göre sınıflandırılmak ama hiçbir sınıfa uymamak hatta sınıflandırmaya karşı olmak. Asileşmek, sistemi eleştirmek, öğretmene küfür etmek, tuvalette sigara içmek, duvarlara resimler çizmek, sıralara ismimin baş harfini yazmak, kavga etmek, gülmek, rezil olmak, bağırmak… Bu kadar aksiyona rağmen yan sırada oturan sevdiğinin gözlerine bakamamak… işte budur okullu olmak… Ezbere tarih dersi anlatmak, ama manasını kavramamak, edebiyat dersinde zorla şiir okumak ve 45 almak, bedende takla atmak, müzikte flüt çalmak, resmi arkadaşlarına yaptırmak ve bir sene daha… Sonra son sınıf olmak, hala yan sırada oturana açılamamak ve hayata dair hesaplar yapmak, sinüsü kosinüsle aldatmak ve hiçbir trigonometri ile ölçülememek… Son iki ay okula uğramamaktır okullu olmak… Sonra üniversiteyi kazanmak… Ama hala okullu olmak…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8855964230547134120-1704365718973940429?l=payitaht.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://payitaht.blogspot.com/feeds/1704365718973940429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/okullu-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1704365718973940429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8855964230547134120/posts/default/1704365718973940429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://payitaht.blogspot.com/2007/11/okullu-olmak.html' title='Okullu Olmak'/><author><name>O.K.E.K.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00456975677996177115</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
