2 Ocak 2008 Çarşamba

Tombala

Bir üslup kaygısının kayganlığında yapıyoruz hayatla dansımızı. Ne çıkarsa bahtımıza deyip, bilinçaltımızda ki tombala poşetine daldırıyoruz elimizi. Hep kayıklara bindirilip okyanusun ortasına yollanan kayıp bir kuşak arıyoruz, ezilen, tutunamayan. Kurşun kalemi bitince defterine kırmızı kalemle yazmak zorunda olan ilkokul çocuğunun, tükenmez kalemi tanımamış çaresizliğine acıyoruz. Birinci çinko diyoruz…
Mutluyuz, ilk çinkoyu biz yaptık, bugün yılbaşı ya da yılsonu. Piyango biletini kontrol ederken hep amortiden başlayıp yukarılara doğru çıkıyoruz. Yeterli bir ikramiye çıkmışsa daha yukarılara bakma lüzumu görmüyoruz. Televizyonda güzel bir dansöz de varsa ne ala. Üç boyutlu gözlüklerimiz gömleğimizin cebinde, hemen alıp takıyoruz, şimdi frekanslara daha yakınız, farkındayız… Daha başka neler var acaba diye kontrol ediyoruz bilinçaltımızda ki torbayı. Kokluyoruz. Erguvan kokuyor ama erguvanın kokusunu bilmiyoruz, onu sadece şiir kitaplarında okumuş oluyoruz. Böyle bir kokunun gerçekliği ilgilendirmiyor bizi. Lağım kokuyor bizim gerçekliğimiz, ebedi bir edebi hezeyan. Geçecek bunlar biliyoruz. İkinci çinko işte. Yüzümüz bile güldü be daha ne olsun. Zaten 5 biletten birine de amorti çıktı. Bu güzel bir haber, önümüzdeki yüzyıl güzel geçecek.
Tombala mı? Onu başkası yapsın. İki çinko bize yeter.. Artık vakit tamam gitmemiz lazım.

2 yorum:

  1. eşeliyorsun.. tünel kazıyorsun ve güneş gören bir toprak parçasına ulaşmaya çalışırken, kendini hapishanenin başka bir köşesinde buluyorsun.. doğru yoldasın, bilinçaltının karanlıklarından bu kadar çabuk gün ışığına ulaşsaydın, yanar tutuşurdun.. bedebinin daha sıkılaşmaya ihtiyacı var, benim gibi...
    yan karakterler dirilmeyi bekliyor..

    YanıtlaSil
  2. Yan karakterleri turşusuyuna koydum abi, kıvama gelince yemeniz için sereceğim önünüze lakin şimdilik kendime tekme tokat girişmem lazım, ondandır bu uslub..

    YanıtlaSil