“Bir virgüle kendini asıp defalarca ölmek istese de cümlenin düşmesinden korkarak vazgeçiyordu. Şöyle sağlam, kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü cümleler kurabildiğinde ve buna inanabildiğinde ölmeyi de deneyecekti, Jack London gibi veya Martin Eden…” Şimdiye kadar kurduğu hiçbir cümleden hoşnut değildi. Bir cümlesini bile sevebilseydi keşke. 24 yıldır kimseye göstermeden yazdığı ve siz bu yazıyı okumaya başlamadan az önce yırttığı, buruşturduğu ve çöpe attığı bütün kâğıtları tekrar gözden geçirerek, önceden yazdığı sağlam bir cümleyi aramayı kafaya koydu. “Nasıl olsa artık lazım olmayacak” demişti çöpe atarken yazıları. Haksız da değildi hani; gerçekten hiç lazım olmamışlardı. Ne birine aşkını ifade ederken bu cümleleri kullanabilmişti ne de iş yerindeki arkadaşlarına bahsedebilmişti bunlardan. Otobüsteyken, kafasını kaldırmadan kaldırımda yürürken, marketteyken, çocuğunu severken, kuruyemiş alırken, karısını sevmezken, uyurken, fermuarını çekerken, akrabalara katlanırken, su içerken, nefes alırken, gençken, saate bakarken, gömleğinin kolunu kıvırırken, 10 saniye sonra çöpe uzanacakken de bu cümleler hiç bir işine yaramayacaktı. Bugün izin günüydü, kesin kararını vermişti: Bugün bitirmeliydi bu işi, ne olacaksa olmalıydı artık.
Çöpe doğru gitti ve içinden yırttığı kâğıtları ayıklamaya başladı. Uzunca bir süre kâğıtları toparlayarak oyalandı. Yırttığı parçaları bir şekilde birbirine ekliyor, oluşan cümleleri dikkatlice inceliyor ve genelde devrik, uzun cümleler yazdığı için bu işlemler biraz uzun sürüyordu. “Ne olurdu biraz daha kısa cümleler kursaydım sanki” diye hayıflandı kendi kendine. Kâğıtları düzgün toparlama işleminde başarılı olamayacağını anlayınca, bu iş bir süre sonra kelime ve cümle toparlama işlemine döndü. Farklı kâğıtların farklı yerlerindeki kelimeleri ve cümleleri birleştiriyor, oluşan anlamlara gizlice gülüyordu. Aslında kelimelerin o kadar da önemli olmadığını, önemli olanın anlamlı bir bütün oluşturma gayretinin olduğunu o sırada anlamıştı. 24 yıldır yazıyordu ama bunu yeni anlıyordu. Şaşmıştı. Şöyle bir cümle oluşturmuştu kâğıtlarından:
“Otopsi raporumda otostoptan öldüğüm yazıyordu. Duygulandım ama ağlamadım. Artık ağlamıyordum.”
Bu cümleleri 5 farklı kâğıt parçasından oluşturmuştu. Aslında 5 farklı duyguyla, 5 farklı zamanda yazılmış kelimeler, cümleler kendince bir anlam bütünlüğü oluşturabiliyorlardı. Yıllardır düzgünce kuramadığı cümleyi acaba bu yırtık kâğıt parçaları ile mi yapacaktı? Bunu deneyerek görmesi lazımdı. İşe yaramaz dediği şeyler belki de ilk defa ona yardımcı olacaktı. Bu ucuz, seyircide merak uyandırma gayretinde olan hikâye girişi de ona pek akıcı ve akılcı gelmemişti ama oyun oyundu ve kuralına göre oynanıyordu, kuralı da kendisi koyuyordu. Ne olursa olsun sonradan oluşturduğu hiçbir cümleyi düzeltmek yoktu.
24 yıldır o kadar çok yazmış ki ihtiyacı olduğu her kelimeyi bulabiliyordu. Bazen noktalama işareti ve kelime aynı kağıt parçasında denk geliyordu ve işini zorlaştırıyordu. Nokta ile birlikte gelen bir kelimeyi cümlenin son kelimesi yapmak, bir diğerini virgülle beraber kullanmak, ünlemsiz bir cümlenin sonuna ünlemli bir kelime koymak artık ona çok daha çekici geliyordu. Belki de boşu boşuna bu kadar uğraşmıştı yıllardır: İşte oluyordu, kelime cuk diye oturuyordu:
“İsrafil'e göz kırptım, elindeki düdüğü çal dostum, kıyamet vakti -Apocalypse Now- "Parayı veren düdüğü çalar" dedi. Çok üstelemedim, azami hırslı, asgari ücretli bir işçiydim, maaşım yeterdi hepimize. O paraya bakkaldan bir sürü bonibon alabilirdim: O beni seviyorsa kesinlikle bonibon da severdi!”
Az önce oluşturduğu o son cümlede artık bonibon seven kişiyi merak etmişti ve sayfanın devamını arıyordu. Bu sırada da gözüne çarpan kelimeleri, cümleleri bir kenara ayırıyordu. Bonibon seven kişinin kıytırık bir gençlik hevesi olduğunu anladığında epey bir süre geçmişti. Kıytırık gençlik hevesi üzerine bir süre düşündü: Bu yaşına kadar yaptığı hiçbir şeyden pişmanlık duymamıştı ve şu anda eskiden yaptıklarının hemen hemen hiçbirini yapmıyordu. Yine de pişman değildi; işte bu yüzden çok pişmandı. Daha fazla pişman olmak istemiyordu ve çabucak bu işe son vermesi lazımdı. Geçmişi ile arasına giren bu kâğıtlardan bir an önce kurtulmak ve onlarsız bir hayata başlamak istiyordu. “Son bir kez” dedi içinden. Uzun bir cümlesini düzenledi ama nokta koyamıyordu. Ah bir koysaydı noktayı… Bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçerdi, noktayı koyabilse onun da noktasından elbet bir doğru geçecekti. Neredeydi bu doğru yıllardır da hayatından bir kez olsun geçmemişti? Hayatının noktası eksikti ve noktalanması gerekiyordu belki de. O da böyle düşündü ve beklemeye koyuldu. O cümlesini noktasız bırakıp, kâğıtlardan birinden bir virgül buldu. Özenle kurduğu cümlenin sonuna virgülü yerleştirip bir bantla birbirine yapıştırdı. Artık bundan başka cümle kurmayacaktı. Oyunun kuralı gereği oluşturduğu cümleleri silme imkânı olmadığı için az önce anlattıklarına kendisi bile inanmasa da oyuna devam etti. Siz de okumaya devam ettiniz. Bir 24 yıl daha böyle geçti...
neden okuyucuyu şaşırtmayı seviyorsun? "soruya bak neden mizah? gibi" sadece merak ettiğimden sordum yanlış anlama.
YanıtlaSilYazdığım şeylere henüz ilk kelimesini yazmaya başladıktan itibaren yabancılaşıyorum. O yüzden bir yerde kafamın karışması ve yazının benim de bilmediğim farklı bir yere gitmesi gerekli. O yüzden sanırım...
YanıtlaSilçok sofistike ama inandırıcı bir cevap olmuş. sağolasın yorumun için.
YanıtlaSilYazdıklarına ilk iki cümle sonra yabacılaşıyorsun sonra bu yabancılaşmayı alıp yazının merkezine oturtuyorsun. Aslolan bu zaten. Derdini keşfedip, arayışa çıkmak. Tıpkı bu yazıda yaptığın gibi.
YanıtlaSilbu arada senin "Bir Öykü" gerçekten çok sağlamdı.. yazının iskeleti, vurucu son, belleği zorlayan cümleler, kelime oyunları ve özellikle şu kısım ".......Çöpe doğru gitti ve içinden yırttığı kâğıtları ayıklamaya başladı. Uzunca bir süre kâğıtları toparlayarak oyalandı. Yırttığı parçaları bir şekilde birbirine ekliyor, oluşan cümleleri dikkatlice inceliyor ve genelde devrik, uzun cümleler yazdığı için bu işlemler biraz uzun sürüyordu. “Ne olurdu biraz daha kısa cümleler kursaydım sanki” diye hayıflandı kendi kendine. Kâğıtları düzgün toparlama işleminde başarılı olamayacağını anlayınca, bu iş bir süre sonra kelime ve cümle toparlama işlemine döndü. Farklı kâğıtların farklı yerlerindeki kelimeleri ve cümleleri birleştiriyor, oluşan anlamlara gizlice gülüyordu. Aslında kelimelerin o kadar da önemli olmadığını, önemli olanın anlamlı bir bütün oluşturma gayretinin olduğunu o sırada anlamıştı. 24 yıldır yazıyordu ama bunu yeni anlıyordu. Şaşmıştı. Şöyle bir cümle oluşturmuştu kâğıtlarından:
YanıtlaSil“Otopsi raporumda otostoptan öldüğüm yazıyordu. Duygulandım ama ağlamadım. Artık ağlamıyordum.”
Bu cümleleri 5 farklı kâğıt parçasından oluşturmuştu. Aslında 5 farklı duyguyla, 5 farklı zamanda yazılmış kelimeler, cümleler kendince bir anlam bütünlüğü oluşturabiliyorlardı. Yıllardır düzgünce kuramadığı cümleyi acaba bu yırtık kâğıt parçaları ile mi yapacaktı? Bunu deneyerek görmesi lazımdı. İşe yaramaz dediği şeyler belki de ilk defa ona yardımcı olacaktı. Bu ucuz, seyircide merak uyandırma gayretinde olan hikâye girişi de ona pek akıcı ve akılcı gelmemişti ama oyun oyundu ve kuralına göre oynanıyordu, kuralı da kendisi koyuyordu. Ne olursa olsun sonradan oluşturduğu hiçbir cümleyi düzeltmek yoktu........." can yakıcıydı..
TRSSY