3 Eylül 2010 Cuma

Hep Kılavuz

"Belli belirsiz gülümseyerek bana tatlı tatlı baktı. Olağanüstü bir göt, büyük bir göt. Böyle bir göt size öyle baktığında nasıl biri olmalı? Nasıl tutmalı kibriti, sigarayı nasıl yakmalı, pencereden nasıl bakmalı, nasıl konuşmalı onunla, nasıl onun karşısında durabilmeli, nasıl soluk almalı? Bunları bu dersanelerde hiç mi hiç öğretmezler. Ve benim gibileri işte bu tür bir çaresizlikte, yüreklerinin atışlarını gizlemeye çalışarak kıvranırlar."

Yine Hayat - Orman Pamukçuk

Kaset Loop

Anneni öp, öp. Tişörtünün yakası? Bırak annen düzeltir. Düzelt, düzelt. Ayakkabılarını giymeyi unutma. Bağcık sağ, bağcık sol. Güle güle de, el salla. Sağ el mi sallanır sol el mi düşünme. Karar ver sol el, salla salla. Yeter. Dış kapıyı iyi çek. Şimdi göbeği içeri çek. Kontrol et. Göbeği. Kapıyı. Önce ev merdivenlerini çık, çık. Saymayı bırak. Tamam, 9. Ortalama 15 cm, 9 çarpı 15? Zihni yorma. Sağdan mı soldan mı karar ver. 135. Soldan düz yol kısa ama tanıdık çok.

7 Mayıs 2010 Cuma

Saat 3:00


"Çeşm-i yeşil derler, yine muhabbetin ortasından girenler; sıralamalara ayak uyduramadan gecenin üçünde. Bir düzen olsaydı böyle mi olurdu halbuse? Redif de bir kafiyedir en nihayetinde kendince.  "

Devrik cümle kurup girizgahı karizmatik eylemeye çalışan ama yazdıklarından emin olamadıkları için ismini gizleyen, bu yüzden ancak 5 yıl sonra kendisi olacak olan amatör yazarları  buradan, sizin nezdinizde, tıkırtıyla anıyorum sevgili bayan. Redif kafiyenin önemini, rüyada demli çay görmenin gizemini, gözlemenin yanık yerini, yakında sofralarımıza gelecek olan karpuzun göbeğini ve hiç bir zaman onun kadar önemli olamamış olan kavunun titrek hüznünü de araya sıkıştırmayı unutmuyorum. Umuyorum iyisiniz ve afiyettesinizdir. Bir yukarıda yazdığım meyve ve sebze türünden yiyecekler gece aç olan karnımın tahayyülleri olup; birden, aniden elimden çıkıvermişlerdir ve bana ayırdığınız bu kalbiniz kadar temiz sayfayı hemencecik dolduruvermişlerdir. Dahası da vardır onların ama ben zaman kaybı olmasın diye onları bu kalbiniz kadar temiz sayfaya yazacak kadar budala değilim. Budalalığımın bir kısmı başıboşluğumdan ileri geliyor olup, karşı tarafa zarar vermeyecek kadar zararlıdır kendince; kendime. Sanki bir şey demeye çalışan bu satırların da aslında bir getirisi olmadığını da ancak sigaramdan bir nefes çektikten sonra çayımın hiç bir zaman ilk bardak kadar zevk vermeyecek olan ikinci bardağının ortalarına geldiğimde anlıyorum. Siz de anlıyorsuz değil mi, bu kalbiniz kadar temiz -ayşe teyzesi cıırtt- olan pür-i pak sayfada yazılanları? Eminim anlıyorsunuzdur Genç Werther'in Gacılarını, Raskolnikov'un Acılarını, Aki Kaurismaki'nin Japon olmamasını, Noi Albinoi'nin soğuk algınlığını. Bence anlıyorsunuz, anlıyorsunuz ki bu kahrolası kader bir şekilde bu yazıyı yazdırıyor. Anladığınıza dair ip uçlarını ara ara, yollarda süren serkeş hayatımda veya  rüyalarımda görünen imgeli güzel anlarda görüyorum. Anlıyorum o vakit budalalığımın bana verdiği yetkiye dayanarak sevgili bayan: O ip uçları, ince mizah anlayışı orada, sizde mevcut, sadece bekliyor. Ama yine budalalığımın bana verdiği gururdan dolayı gitmiyorum rüyamın peşinden. Şimdi şiirlerdeki gibi sisli, puslu değil de, alabildiğine düz ve az sonra gündüz olacak olan gecenin içinde durmuş düşünüyorum kendimce: Redif de bir kafiye midir acaba kendince?

31 Mart 2010 Çarşamba

Rüya Yorumu - Jim Jarmusch

Rüyada Jim Jarmusch görmek yakın bir zamanda mutluluğa ulaşacağınızı, bu mutlulukla yetinmeyip daha da farklı şeyler deneyeceğinizi gösterir. Kimi zaman da rüyada Jarmusch görmek düşük bütçe ile aile geçiminizi sağlayacağınızı, açlık sınırında bağımsızlığınızı ilan edeceğinizi gösterir. Bazı durumlarda ise Jarmusch görmek sevdiğiniz bir yakınınızı göreceğinizi ya da o yakınınızın aslında yakınınız olmadığını öğreneceğinize de dalalettir. Rüyada Jarmusch görmek bazı durumlarda da sağlık, bolluk, orta metraj bir hayat ve hayata film look ile bakacağınıza dalalettir. Filmlerinizde alan derinliğini azaltıp, yalan derinliğinizi arttıracağınıza, kısa çöp çekenin ilk ölmeyeceği olacağına, şişman olanın duyarsız olacağına, gözlüklü bir anti-kahraman yaratabileceğinize, 5+1 ses sistemine, 2 çarpı 2 = 4 yalanına ve Dostoyevski'nin kankalığı mertebisine dalalettir. Aynı zamanda rüyada Jarmusch görmek boş cd lerinizin dolacağına, kumandanın pilinin azalıp kanalları zorla zaplayacağınıza, buzdolabının çalışma sesine alışacağınıza, 2GB'lık flash belleğinizin kaybolacağına, kentin telefon rehberinde arayacak tanıdık bulamamaya, doğalgaz kesintisine, güçlü rüzgar esintisine, enseye berberin şakayla karışık vuracağına, gazozu ağızla açmaya, asiti kaçmış kolayı içmeye, dolapta kalmış iki günlük sebze yemeğini yemek zorunda olmaya, faresiz bilgisayar kullanmak zorunda kalmaya, sevdiğiniz bir kitabı okumanın içinizden gelmemesine, bir mecliste oturacak sandalye bulamamaya, askerde devre kaybına ve güzel kız sevme ayıbına da dalalettir.

18 Mart 2010 Perşembe

Tehlikeli Oyunlar

Ben oburum albayım: Düşüncelerimin meyvalarını yemek istiyorum, aşkımın meyvalarını yemek istiyorum hemen. Korkuyu yenmek istiyorum. Kalabalık istiyorum. İsteklerle zenginleşilmiyor albayım. Her şey birden bekleniyor: Sigara içiliyor, kahve pişiriliyor, çay pişiriliyor, sokaklarda başıboş dolaşılıyor, her geçenden yardım bekleniyor, sanki işte bu evet bu insan beni kurtaracak, dalgalanan bu etek beni anlayacak, hay allah! karşıya geçti, belki bu yaklaşan etek kurtarır, belki tam bu sırada vasıtalar sıkışır, bin - yüz bin - on yüz bin otomobil önümüzü kapar, saatlerce kaldırımın bu kıyısında dururuz, beklemek önce cesareti kırar, sonra cesaret gelir insana, affedersiniz size bir şey sormak istiyorum, karşıdan karşıya nasıl geçilir acaba? hayır! anlaşmak yüzyıllar sürer böyle, affedersiniz ne kadar güzelsiniz, neden insan bir kelime bir cümle yüzünden kaybediyor? Çok iyi sözler hazırlamıştım güzelliğinizin karşısında unuttum, hava kararıyor, yalnız kurtlar inlerine dönüyor, fakire bir sadaka, siz inanmazsınız ama önünden geçip gittiğiniz dilenciler günde yüzlerce lira kazanıyor, ülkemizin bütün zenginleri böyle adam: oldu, ben merhamet dilencisiyim, kolumda sargılar taşımıyorum, paçavralar içinde gezmiyorum, kimsenin anlamadığı ince metodlarım var, gecekonduda oturuyorum, seviyemin altında yaşıyorum, yüz olabilirken bir oluyorum, sürümden kazanıyorum, bana bak saydam etek! bana bak güzel bacaklar! kiminle konuştuğunun farkında mısın? beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız; ki benden bahsedin, çocuklarınıza beni örnek gösterin, herkes zengin olmak yerine Hikmet olmak istesin, ah bir Hikmetim olsaydı desin, benim ana çizgilerimi öğrenin, sonra 2000 modeli bir Hikmet-çamurlukları büyük arkası şöyle büyük bir Hikmet yaparsınız kendinize göre, kötülüklerimi de unutun, onları ben biliyorum ya yeter, kimseye yararı yok, kötü örnek örnek olamaz, suimisal misal olamaz, bunum anlamı başka, sen anlamazsın ki ince bel!

8 Mart 2010 Pazartesi

KARŞI HAYAT

Çok uzun metraj filmimizin fragmanı geç de olsa burada:

Hayal kırıklıkları içindeki üç adam; Kör, Şair ve Yabancı, birbirlerinden habersiz yaşadıkları yılları göz açıp kapayıncaya kadar bitirmiş ama yine de hayata adapte olamamışlardır. Artık bulundukları zaman diliminde kendilerine kabul ettirebildikleri gerçeklikleriyle yaşamaktadırlar ama çevrelerindekiler onlara hala alışamamıştır. Bir gün ailelerinin dırdırından kurtulmak için bir iş görüşmesine giden adamlar, orada tanışıp beraber yaşamaya karar verirler. Boş bir evde, maddi şeylere ihtiyaç duymadan yaşayan adamlar için zaman, evin içinde bir sürüngen gibi ilerlemektedir. Bir gün evin balkonunda buldukları eski bir kitabın sırıını araştırmak için evden çıktıklarında ise evde sürüngen gibi geçen zamanın dışarıya aynı şekilde davranmadığını görürler; tıpkı yüzyıllar önce Yedi Uyurlar'ın başına gelen gibi. Değişen yeni dünyada, kitabın sırrının peşinde kendi gerçekliklerini sorgulayacaklar ve sonu gelmez bir yolculuğa çıkacaklardır.


5 Temmuz 2009 Pazar

Monoton Kokteyli

O gün senaryonun son kısımlarını yazacaktık. Arkadaşın evine gittim. Cebimde 6 milyon küsür para vardı. Gitmeden de bakkaldan 3 ekmek bir de 5 litrelik su aldım. Bazen küçük burjuvalıklarım oluyor böyle; musluk suyunu sevmiyorum. Artık cebimde toplam 3,5 milyon kalmıştı, arkadaşımda da para olmadığını bildiğim için bundan sonra “cebimde” yerine “cebimizde” diyeceğim çünkü eve geldim. Evde oturduk, biraz sallandık. Hava sıcaktı, senaryoya başlayamıyorduk. Kahvaltı yapalım dedik, ekmeğimiz vardı. Arkadaş ağır ağır kahvaltıyı hazırlarken ben de bilgisayarın başında pinekliyordum. Bir yandan parasız ne yapacağız diye kara kara düşünürken bir yandan da Jim Jarmusch’un resimlerine bakıp gülüyorduk. Kara kara düşünme işlemini kendi başıma yaparken gülme işlemini arkadaşımla paylaşıyordum. Evet, böyle. Aniden telefon geldi. Arayan babamdı: “Oğlum bi tanıdığa kan lazım, arkadaşını da al gel, harçlık çıkar” diyordu. Yanımda bir arkadaşım olduğunu ona söylememiştim ama babalık içgüdüsü sanırım. “Tamam baba. Kahvaltı yapıp geliyoruz” dedim. Nasıl sevindik, nasıl anlatayım. Öyle işte. Aylak aylak oyalandık, resimlere baktık. Jarmusch’un hayatını sanki ilk defa okuyor gibi tekrardan okuduk. Böyle dar anlarda önceden yaptığın bir işi yapmak insana tarifsiz bir lezzet veriyor; riski olmadığından sanırım. Oyalandık, oyalandık. Hadi artık gidelim dedik. Arkadaş “babanı ara belki geç kalmışızdır” dedi. Aradım, açmadı. Hadi çıkalım, hayırlısı dedik. Kan verdikten sonra içeceğimiz meyve suyunu düşündük, sevindik. İki milyona arkadaşa akbil doldurduk. Başka bir arkadaşın öğrenci pasosu olduğu için rahattık.

7 Haziran 2009 Pazar

DEVAM NİTELİĞİNDE BİR FİLM - 1

DEVAM NİTELİĞİNDE BİR FİLM

BÖLÜM 1
KÖRLE YATAN…

İki arkadaş bir görüşmeden çıkmışlardır. Onun devamını izleriz. Uzunca bir sokakta yürümektedirler. Elemanların birinin gözünde siyah gözlük, elinde değnek vardır. Diğeri sinirli, kumral, biraz yağlı saçlı ve kemikli bir surata sahiptir. Kör olan daha sakindir… Yürürler…

K: Kör
T: Tekin

T: Ben sana demiştim, bu herif anlamaz diye. Nerde onda o kafa?

Yürürler…

T: Aslında çok komik, düşünsene(yürümeyi keser) kör yönetmen. Ne sansasyon olurdu? (Yürümeye devam eder) Gazeteler, televizyonlar haber arıyor zaten.
K: Bunları adama anlatmadın mı?
T: Anlatmadım mı?
K: Anlattın.
T: Evet anlattım, duymadın mı? Sağır mısın?
K: Yok körüm ben. Duydum.
T: E o zaman niye soruyosun?
K: Bi daha bana niye anlatıyosun, ondan soruyorum. Olmadı işte.
T: Başka yapımcıya gideriz. Yapımcı mı yok?

Suskun yürürler bir müddet…

K: Aslında bir senaryomuz olsa iyi olurdu.
T: Ya senaryo dediğin nedir! Biz burda hikâyenin hasını yakalamışız. Kör yönetmen. Filmin çekimi zaten kendiliğinden film.
K: Ama yine de arıyor insan bi senaryo. Adamlarla konuşurken daha rahat olur sanki.
T: (Sinirli) Olur. Yazarız bi tane. Bende hikâye çok.
K: Bi de diğer sefere sen kör ol.
T: Niye lan?
K: Ne bileyim. Kör olunca konuşamıyom.
T: Körsün olum göremiyon sadece.
K: İşte görmeden nasıl konuşulur ne bileyim. Hissedemiyom öyle.
T: Ya bi siktirgit. Konsantre ol olum yeter. Sadece konsantre. Bilinçaltını…

Yürürler… (Burada kesme var. Boşluktan gelecekler.)

8 Mayıs 2009 Cuma

Öz Geçmiş - Sinopsis

Bir başvuru için hazırladığım öz geçmiş sinopsisi:


   Hiç Anadolu Bölgesi’nin ne yaparsa yapsın hiç de mühim olamayan bir kasabasında, hiç de mühim olmayan ve olsa olsa çocuğu meşhur olunca “ailesi normal bir aileydi” diye bahsedilecek olan bir ailenin, hiç önemli olmayan bir çocuğunun yaşama tutunma ya da her aşamada tuttuğunu kopardığı için her tuttuğunun elinde kalmasının, dolayısıyla elinde hiçbir şey kalmamasının buruk hikâyesi.
   Kahramanımız varoşlarda var oluşçuluk oynarken başladığı hayatını etrafındaki insanların başarısızlığına inat, başarılı olma hevesiyle geçirir. Etrafındaki tek düzeliği kırmak için ÖSS’ye çok çalışır, iyi bir puan alır ve ODTÜ’de Kimya okumaya başlar. Kendisini farklı bir hayatın bekleyeceğini sanırken okuldaki seçkin kitlenin aslında çok da seçkin olmadığını ve hatta bu seçkin insanların bir süre sonra doğduğu yerdeki insanlardan da farklı olmadığını anlayarak isyan bayrağını çeker ve okulunu yarım bırakarak varoşlarına tekrar var olmak için döner.
   Bir kış günü döndüğü varoşlarında artık ne onlardan biri ne de ötekilerden biri olmadığının farkına varır. Yine de yaşamın onu getirdiği bu noktaya iyimserlikle bakarak her sabaha gülümsemeyle başlamayı dener. Annesini ne kadar özlediğini ve babasız bunca yıl nasıl kaldığını hayretler içinde fark eder ve geçmişteki hatalarını örtmek için sürekli ağlar. Bir süre sonra “artık ağlamak yok” der kendi kendine ve intihara karar verir. Nasıl intihar edeceğini kestiremediğinden ve etrafı kirletip annesini üzmekten korktuğu için intihardan vazgeçer. Bu sırada kendine yeni bir hobi edinir; mezarlıkları ve hastaneleri gezer. Kaderin cilvesiyle bir mezarlık yanındaki montaj stüdyosunda görsel efekt ve kurgu üzerine çalışmaya başlar. Arkası yarınların arkasını yarar ve hiç izlemediği televizyon için çalışır. Hayatın onu getirdiği bu çıkmaza da kızar ve işi gücü bırakıp kendi gibi 3-5 adamla sinemaya atılır. Bir uzun metraj ve onlarca sinopsis yazar. Şu an yazığı en garip olan sinopsistir ve hiçbir şeye benzemez. O da bunun farkındadır ama okuyan kişinin affına ve hoş görüsüne sığınmıştır. Ne olursa olsun hayat devam eder ve kahramanımız bu sinopsisin cevabını heyecanla bekler.

12 Nisan 2009 Pazar

Gercekten Fazlası Degil




Gizli saklı, pek kimseye söylemeden içine girdiğim bir iş. Aslında içine girdiğim demek de yanlış olur, o beni içine çekti bir şekilde. Fazla kırmadan, dökmeden, kendi arkadaşlarımla, çevremle çekmeye çalıştım. Bir dil oluşturmak, sesi denemek, görüntüyü denemek adına kalkıştığım bu işi en sonunda bitirebildim. Çok içime sinmedi ama olsun, yine de paylaşmak istedim.

Çekimleri genelde tek başıma ve uzun bir süre zarfında yaptım. Sabit planlı bir film çekmeme rağmen tripod kullanmadım. Hem biraz sevmiyorum, hem de tripodum yoktu. Sürekli çözüm üretmeye çalışıp, yeterli kadrajları yakalamaya çalıştım.

Eksiklerine rağmen ilk ciddi filmim. 10 sene sonra da "evet, o filmi ben şu şu şu duyguyla şunları şunları düşünerek çekmiştim" diyebileceğim. Bu yüzden sevinçliyim

Neyse uzatmayayım, buyrun film...

Gerçekten Fazlası Değil
Süre: 12'46''

Yazan - Yöneten
Bilal Bay

Oyuncular
Yasemin Bay - Fikret Bay
Olcay Karagöz
Kemal Erol
Emre Şengün
Engin Behlül
Süheyp Tosun
Onur Karıncalı
Mert. M. Lale

Teşekkür: Code (Ali CAN)

Kamera: Panasonic DVX 102-B
Mikrofon: Azden SGM-1X

5 Mart 2009 Perşembe

Cümle Arası Anekdotlar - 3

Geçenlerde alaturkaya sıçayım dedim.
Yapamadım.
O geldi aklıma.
Döndüm hüzünle sifonu çektim.
Sıçmamıştım ama adettendir, çekmek lazım.
Şarıl şarıl akan su tekrar onu düşündürdü.
Bir alafranga tuvalet uğruna kavga etmiştik.
Bize gelmişti.
Salata yemiş, sağlıklı su içmiştik.
Sıçası geldi herhalde.
“Lavabo nerede?” dedi.
“Şurda” dedim.
Gitti geri geldi.