27 Nisan 2008 Pazar

Sabah Taksimi

Annesi. Tamam annesi tamam. Kalkacak az sonra, beş dakika daha uyusun annesi. Lütfen annesi. Sen git şimdi başından, o kendi saatini kurup, kendi kalkabilir annesi. Kalkamazsa sen sorumluluk hissetme, bırak onu kendi haline. Peki, annesi peki, kızma, kalkıyor şimdi. Ama bir dakika daha lütfen annesi. Anladı annesi, kahvaltı yapacak ama şunu da bil ki; insan uyandığında kahvaltı yapar annesi, kahvaltı yapmak için uyanmaz. Lütfen biraz daha yatsın annesi. Açma yorganını, sevmez böyle şeyleri. Hem işe geç kalmaz annesi, geç kalacak bir işi olmadı hiçbir zaman. Şimdiki işi de geç kalınacak bir iş değil annesi, ne zaman giderse o zaman yapar işini. Arkası yarınların arkasını yarmaktan başka bir işi yok annesi. Onun için kolay bir iş. Tamam annesi tamam kalktı. Elini yüzünü yıkar annesi ve hemen sofraya gelir. Yok banyoda uyuyakalmaz annesi, uyandığında bir daha kolay kolay uyumaz zaten, o yüzden zor uyanır. Havlusunu bulamadı annesi, nereye koydun yine. Tamam çekmeceden aldı yenisini annesi, kızma. Çayın şekerini sen atma annesi, kendi atabilir. Hem sen çok atıyorsun zaten, sevgini böyle göstermene gerek yok annesi. Kilo alıyor sonra. Yok annesi yüzü asık değil, her zamanki hali. Gülmüyor genelde bilirsin annesi. Neyse. Eline sağlık annesi, doydu. Yok, çaydan başka bir şey istemiyor canı, ısrar etme annesi. Yok inatçı değil annesi, sadece iştahı yok. Tamam annesi tamam, çok inatçı o ama insan tek başına inatçı olabilir mi ki? Beraber inatlaşıyorsunuz; sen ısrar etmesen o da ısrar etmeyecek. Tamam annesi uzatmıyor, özür diler, seni kızdırmak istemedi. Ukalalık yapmıyor annesi. Şimdi çıkıyor. Yok, saçlarını taramayacak annesi. Ayakkabılarını da boyamayacak, bırak böyle kirli kalsınlar annesi. Tamam annesi tamam, herkesin ne dediği önemli değil, o kendini böyle iyi hissediyor annesi. Belki bir gün annesi, belki bir gün oğlun da diğerleri gibi olur: Onlar gibi saçlarını tarar, elbiselerini ütüler, ayakkabılarını cilalalar, yüzü güler hatta belki bir gün birine aşık bile olabilir. Ama şimdi değil annesi, şimdilik böylesi iyi, mutlu böyle annesi. Hadi annesi çıkıyor şimdi. Bir şey ister miydin akşama gelirken annesi. Peki, iki paket LM, ha bir de üç ekmek annesi. Fırından annesi, başka yerden değil. Yok şemsiye istemez annesi. Yağmurda ıslanmayı çok sever, yürümeyi bir de annesi…

21 Mart 2008 Cuma

Tebessüm

Ağlamak yok dedim
Ağladım
Ağlamak yok dedim
Çok ağladım
Ağlamak yok dedim
Az ağladım
Ağlamak yok dedim
Biraz daha ağladım
Ağlamak yok dedim
Daha ağladım
Ağlamak yok dedim
Ağlamıyorum, gözüme geleceğim kaçtı ondandır, geçer yakında dedim
Ağlamak yok dedim
Burnumu çektim
Ağlamak yok demedim
Ha şöyle dedim, yüzün gülsün biraz

5 Mart 2008 Çarşamba

Kolay olan: Kaçmak

Mahalle aralarında, aralarında çok da yaş farkı olmayan boy boy çocuklar kovboyculuk oynuyorlar. “Dink-şıınnnn, dink-şıınnnn” Sesler birbirini kovalıyor, kovboylar kaçışıyor. İçlerinden biri avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Vurdum onu, Tanrı öldü.” Kovboyculuk bir anda yerini varoşlarda var oluşçuluğa bırakıyor. O anda karamsar gökyüzünden damlalar taneler halinde süzülüyor. Aynı çocuk “yağmur yağıyor” diye haykırıyor bu defa. Bu tip durumlarda yağmuru ilk hisseden olmak ona Tanrıyı öldürmekten daha çok karizma katıyor. Oysa yağmuru ilk ben hissediyorum, sesimi çıkarmıyorum çünkü yağmurun neden taneler halinde düştüğünü düşünüyorum ve karar veriyorum: ”Allah ağlıyor, bugün Cuma.” Koşarak uzaklaşmak istiyorum ordan. Gitmeden de birilerine ateş etmek istiyorum. “Dink-şıınnnn” Ayaklarım ıslanıyor, koşuyorum…

5 Şubat 2008 Salı

Cümle Arası Anekdotlar-2

Geçenlerde intihar edeyim dedim, ettim.
Aklıma eseni dakkasına yaparım.
Cebimden çıkardım silahımı, dayadım şakağıma, bastım tetiğe.
Repliksiz öldüm.
Eğer bu bir film olsaydı acayip karizma olurdu.
Ama bu sadece bir yazıydı, o yüzden çok karizma olmadı.
Düştüm odamın ortasına.
Beynimin parçaları etrafa saçıldı, bazıları da duvara yapıştı.
Malumunuz, her taraf kana bulandı.
Ne çok kanım var diye düşündüm.
Annemin, ben küçükken “Ye oğlum, kan yapar” demesi aklıma geldi.
Bu aklıma gelir gelmez annem odaya daldı.

24 Ocak 2008 Perşembe

İtiraf

Dostlarım, uzun zamandır yanlızım. Biliyorum yanlız değil yalnız olacak ama ben de bir yerlerde yanılmış olamaz mıyım? Belki de yanıldığım için yalnızımdır, o yüzden yanlızım ben, doğrusu bu.

18 Ocak 2008 Cuma

Cümle Arası Anekdotlar-1

Geçenlerde yolda Fazıl Say gördüm.
”İnsan yolda Fazıl Say görür mü?” demeyin, gördüm işte.
Hem de ücra bir mekânda; arka sokaklardan birinde bulunan bir pazarda.
Şaşırmadım desem yalan olur.
Evet ben bir yalancıyım, şaşırmadım.
Neler görmedim ki orda?
Kalabalığa karışmış birçok teyze.
Sol taraftaki dükkânda gözleme yiyen göbekli, göbeksiz daha daha teyzeler.
Onlardan tiksinirken gördüm Fazıl Say’ı. Karşımdan geliyordu, beni tanımadı.
Ben de kendimi açık etmeyi sevmem zaten, iyi oldu böylesi.
Ama yine de emin olamadım işte; emin olmak istedim, peşine takıldım.
Eğer o Fazıl Say ise beni bu ücra mekândan kurtarıp sanatın kucağına götürecektir diye düşündüm.
Zaten İstanbul’da olsak onun Fazıl olduğuna siksen inanmazdım.
Ankara olunca daha bi inanasım geldi.
Ankara daha bi sanatsal kentmiş gibime geliyor.

2 Ocak 2008 Çarşamba

Tombala

Bir üslup kaygısının kayganlığında yapıyoruz hayatla dansımızı. Ne çıkarsa bahtımıza deyip, bilinçaltımızda ki tombala poşetine daldırıyoruz elimizi. Hep kayıklara bindirilip okyanusun ortasına yollanan kayıp bir kuşak arıyoruz, ezilen, tutunamayan. Kurşun kalemi bitince defterine kırmızı kalemle yazmak zorunda olan ilkokul çocuğunun, tükenmez kalemi tanımamış çaresizliğine acıyoruz. Birinci çinko diyoruz…
Mutluyuz, ilk çinkoyu biz yaptık, bugün yılbaşı ya da yılsonu. Piyango biletini kontrol ederken hep amortiden başlayıp yukarılara doğru çıkıyoruz. Yeterli bir ikramiye çıkmışsa daha yukarılara bakma lüzumu görmüyoruz. Televizyonda güzel bir dansöz de varsa ne ala. Üç boyutlu gözlüklerimiz gömleğimizin cebinde, hemen alıp takıyoruz, şimdi frekanslara daha yakınız, farkındayız… Daha başka neler var acaba diye kontrol ediyoruz bilinçaltımızda ki torbayı. Kokluyoruz. Erguvan kokuyor ama erguvanın kokusunu bilmiyoruz, onu sadece şiir kitaplarında okumuş oluyoruz. Böyle bir kokunun gerçekliği ilgilendirmiyor bizi. Lağım kokuyor bizim gerçekliğimiz, ebedi bir edebi hezeyan. Geçecek bunlar biliyoruz. İkinci çinko işte. Yüzümüz bile güldü be daha ne olsun. Zaten 5 biletten birine de amorti çıktı. Bu güzel bir haber, önümüzdeki yüzyıl güzel geçecek.
Tombala mı? Onu başkası yapsın. İki çinko bize yeter.. Artık vakit tamam gitmemiz lazım.

20 Aralık 2007 Perşembe

Kader

Evrenin tam ortasında bulunan bir gezegeninin, tam ortasında bulunan bir ülkesinin, tam ortasında bulunan bir şehrinin, tam ortasından geçen bir yolunun, tam ortasında duran bir adam, paltosunun yakasını yukarı doğru kaldırıp, boynunu biraz içeri çekerek kendini rüzgâra karşı savunmaya çalışıyordu. Son terk edilişinden bu yana tam 30 saniye geçmişti ama artık kendini o kadar da kötü hissetmiyordu. Adı neydi ki? “Bilmem” diye düşündü. Bu arada birkaç saniye daha geçmişti. Bundan önceki unutma rekoru 45 saniyeydi, bu 32-33 saniye sürmüştü. “İşte bu iyi” diye düşündü, sevindi. Kadının onu terkettiği yerde duruyordu hala. Yeni aldığı ayak kapları ayağını sıkıyordu biraz, özellikle sağ ayağını. Bu yüzden olsa gerek sağ ayağını havaya kaldırıp etrafına bakınmaya başladı. Ayağının havada olduğunu fark eden ilk kadının peşine takılacaktı. Bu arada da onun kadını fark edebilmesi gerekecekti. Bu yüzden etrafına hızlı hızlı, hiçbir şeyi kaçırmadan bakmaya çalışıyordu. Adam ön tarafa doğru baktığı sırada tam arkasında bulunan bir kadın ona doğru dikkatlice baktı. Aynı anda, adamın baktığı yerden doğru gelen bir kadın da adama baktı. Adam “işte” dedi, görebildiği yani ikinci kadının peşine takıldı. İşte buna “KADER” diyorduk…

19 Aralık 2007 Çarşamba

Çıkar yol: Çelişki

Alıntı yapmayı sevmem ama insan kendisiyle çelişmeden de duramıyor işte: Değer verdiğim bir abimin bloğundan;

"İnsan bazen bile, isteye kendiyle çelişir. Çıkmaz yolda olduğunu bildiği halde, yine de yürümek ister. Acıyla, ayıyla boğuşur gibi boğuşur, yenilmekten zevk alır. Zamanla güçlenir, acının şerbeti dayanıklılığını arttırır. Duvara çarpana kadar gitmek ister. Bu, vasat ahlak anlayışının hazmedemeyeceği, sıradışı bir eylemdir. Beyin kıvrımlarının farklılığından doğar bu tuhaf dürtüler."

daha fazlası için tıklayıp takılabilirsiniz

4 Aralık 2007 Salı

Tahrip

İki gönlün bir olmasıyla kerhane olan samanlığın sağ yanındaki ufak delikten içeriyi gözetleyen çocuklar, elleri önlerinde, tüysüz suratlarında sinsi gülümseyiş ile yaptıklarını ayıp bulan ama bunla da gurur duyabilenler. Saklanıp saklanıp zamanı gelmeyen ama son kullanma tarihi de geçmemiş samanların üstünde çığlık çığlığa bir adam, bir kadın, bir de samanların arasında ki böcekler. Kadının başı arkaya eğik, düştü düşecek ama bu durum çocukların umurunda değil, adamın da.

Med-cezirlerle adam ve kadın işlerini bitirirler lakin çocuklar bitiremez, zaten çocukların işleri hiç bitmez… Samanlığın çatısından damlaya damlaya göl olan suda elini yüzünü yıkar adam ve kadın, aklanırlar, hiçbir şey olmamış gibi. Çocuklar onlar kurumadan fermuarlarını çekip kaçmaya başlarlar bile… Adam kadının sırtında ki böceğe, başparmak içini orta parmak tırnağının üstüne getirdikten sonra orta parmağını hızlıca ileri doğru ittirerek, vurur. Çıtt.