Günlerden bir gün; hani benim seni sevdiğim gün mesela, senin beni sevmediğin gün gibi. Tıpkı o gün gibi biliyorum ki, bugüne musalla taşında uyanmış olmasaydım, ölmeseydim mesela, sana öyle bir masal anlatabilirdim, öylesine etkileyebilirdim ki seni; bu masala inanmış olmak sende yaşama kudreti bırakmazdı. Ama bunu sana yapamazdım, söyleyemezdim inanabileceğin bir yalanı, söylemedim de. O yüzden bu yalanı şimdi söyleyebiliyorum ancak; soğuk bir musalla taşına musallat olduğum soluk bir sonbahar günü... Ölü bedenimin konuşabileceğini, ağzımdan repliksiz çıkan bu kelimeleri duyabileceğini ve dahası bu kelimeleri sevebileceğini açıkçası ben de kestirememiştim işin en başında. Ama ne zaman ki konuşmaya başladım ve sen “devam et, devam et” der gibi baktın ya feri kaçmış gözlerimin içine içine, işte o an içim içimi yedi için için, senin için. İşte bunun için devam ediyorum:
Hani ben henüz bu taşın üzerine çıkmamışken de severdim ya seni, koşardım ya peşinden, haberin bile yoktu ya benden ve gülemezdin bile ya çabama; olsun yine de seni severdim sen gibi. Seni ilk tanıdığımda ya O’ysa diye şüpheye düşürebilmiştin ya beni; suretini görmeden, sadece metroda tutunan elini gördüğümde anlamıştım sen olduğunu da, yüzüne bakmaya çekinmiştim ya, ya sen değilsen diye, işte bu yüzden sevmiştim seni. Yüzüne bakamadan günlerce gelmiştim peşinden. Yürüyüşünden karakterini çözmeye çalışmış, kimleri usulca süzdüğüne bakmıştım. Kimlerle arkadaşlık edip, hangi filmlere gittiğini uzaktan uzaktan izlemiştim. Simit yiyişini, döner yemeyişini, çocukları sevişini, köpekleri sevmeyişini, otobüs beklemeni, buluşmalara geç kalmanı ve bütün bunları yaparken beni fark etmeyecek kadar aceleci olmanı ve beni fark etme konusunda hiç aceleci olmayışını sevmiştim. Yağmurdan kaçarken girdiğin kapalı mekânları, hava sıcakken aradığın gölgelikleri ben de gezmiştim senin peşinden. Dar gelirli bir ailenin dar pantolon giyen kızı olarak tanımlamıştım seni, sen hariç sevdiklerime anlatırken. Seni ne çok tanırlardı bilir misin, ben seni tanıyamadığım için diğerleri? Hep senden bahsederdim: İş görüşmelerimde medeni halimi sorduklarında ki düzeyli platonik ilişkimdin sen benim ve şaşkınlığıydın diğerlerinin. Konu işten ziyade hep sen olurdun bu görüşmelerde: Gözlerini, bakışını ve özlemini anlatırdım onlara. Gizlediği bir şeyler yok, sadece özlediği şeyler var diye özetlemiştim hayatını diğerlerine. Arkadaşlarınla fotoğraf çekilirken, fotoğrafı çeken arkadaşını da kadraja sığdırarak gizlice çektiğim fotoğrafını ve bir gün cebinden düşürdüğün –saat 10’da gelecekler- bir kâğıdı saklamıştım günlerce cebimde. Aşını kazanmak için aşındırdığın yolları ve bunları mecburiyetten yaptığın için sıktığın canını sevmiş, seni çok sevmiştim. Arkadaşlarınla arkadaş olmuş, evinin yakınlarına taşınmış ama sana açılamamıştım. Açılsam sanki bir şeyler eksilecekmiş gibi gelirdi ve sanki şu anda eksiliyor da. Hani ineceğin duraktan bir durak önce düğmeye basıp kimse inmediği için utangaçlığından inmek zorunda kalmıştın ya otobüsten, işte o otobüste ölmüştüm ben. Peşinden inememiştim ve az ileride zincirleme bir kaza tamlaması ile tamamlanmıştı bu di’li geçmiş hayatım. Sanırım bazı şeyler hep böyle yarım kalacak ve hep seni sevmeye devam edeceğim. Ancak başka bir hayata inanarak kendimi inandırabilirim bu acıya. Şu anda heyecanla bu konuşmanın bitmesini beklerken ve bakarken gözlerinin içine içine, sen beni artık duyamıyor ve sadece ağlıyorsun. Bu aşkı sana anlatan arkadaşının sana anlattıkları kadarı ile beni anlayabiliyorsun. Olsun yine de bir şeydir ve belki öteki hayat dedikleri şey budur. İnan çok huzurluyum ve mutluyum. Sadece şunu bilmeni istiyorum: Seni hala çok seviyorum.
Hani ben henüz bu taşın üzerine çıkmamışken de severdim ya seni, koşardım ya peşinden, haberin bile yoktu ya benden ve gülemezdin bile ya çabama; olsun yine de seni severdim sen gibi. Seni ilk tanıdığımda ya O’ysa diye şüpheye düşürebilmiştin ya beni; suretini görmeden, sadece metroda tutunan elini gördüğümde anlamıştım sen olduğunu da, yüzüne bakmaya çekinmiştim ya, ya sen değilsen diye, işte bu yüzden sevmiştim seni. Yüzüne bakamadan günlerce gelmiştim peşinden. Yürüyüşünden karakterini çözmeye çalışmış, kimleri usulca süzdüğüne bakmıştım. Kimlerle arkadaşlık edip, hangi filmlere gittiğini uzaktan uzaktan izlemiştim. Simit yiyişini, döner yemeyişini, çocukları sevişini, köpekleri sevmeyişini, otobüs beklemeni, buluşmalara geç kalmanı ve bütün bunları yaparken beni fark etmeyecek kadar aceleci olmanı ve beni fark etme konusunda hiç aceleci olmayışını sevmiştim. Yağmurdan kaçarken girdiğin kapalı mekânları, hava sıcakken aradığın gölgelikleri ben de gezmiştim senin peşinden. Dar gelirli bir ailenin dar pantolon giyen kızı olarak tanımlamıştım seni, sen hariç sevdiklerime anlatırken. Seni ne çok tanırlardı bilir misin, ben seni tanıyamadığım için diğerleri? Hep senden bahsederdim: İş görüşmelerimde medeni halimi sorduklarında ki düzeyli platonik ilişkimdin sen benim ve şaşkınlığıydın diğerlerinin. Konu işten ziyade hep sen olurdun bu görüşmelerde: Gözlerini, bakışını ve özlemini anlatırdım onlara. Gizlediği bir şeyler yok, sadece özlediği şeyler var diye özetlemiştim hayatını diğerlerine. Arkadaşlarınla fotoğraf çekilirken, fotoğrafı çeken arkadaşını da kadraja sığdırarak gizlice çektiğim fotoğrafını ve bir gün cebinden düşürdüğün –saat 10’da gelecekler- bir kâğıdı saklamıştım günlerce cebimde. Aşını kazanmak için aşındırdığın yolları ve bunları mecburiyetten yaptığın için sıktığın canını sevmiş, seni çok sevmiştim. Arkadaşlarınla arkadaş olmuş, evinin yakınlarına taşınmış ama sana açılamamıştım. Açılsam sanki bir şeyler eksilecekmiş gibi gelirdi ve sanki şu anda eksiliyor da. Hani ineceğin duraktan bir durak önce düğmeye basıp kimse inmediği için utangaçlığından inmek zorunda kalmıştın ya otobüsten, işte o otobüste ölmüştüm ben. Peşinden inememiştim ve az ileride zincirleme bir kaza tamlaması ile tamamlanmıştı bu di’li geçmiş hayatım. Sanırım bazı şeyler hep böyle yarım kalacak ve hep seni sevmeye devam edeceğim. Ancak başka bir hayata inanarak kendimi inandırabilirim bu acıya. Şu anda heyecanla bu konuşmanın bitmesini beklerken ve bakarken gözlerinin içine içine, sen beni artık duyamıyor ve sadece ağlıyorsun. Bu aşkı sana anlatan arkadaşının sana anlattıkları kadarı ile beni anlayabiliyorsun. Olsun yine de bir şeydir ve belki öteki hayat dedikleri şey budur. İnan çok huzurluyum ve mutluyum. Sadece şunu bilmeni istiyorum: Seni hala çok seviyorum.
şu "ne zaman dibe vuracağız kaptan" günlerimde beni bi 20000 fersah daha aşağı çeken bu yazıyı okuyunca duygulandım bi an. zaten niye yaşıyoruz sorusuna sevmek için'den daha güzel bir cevap bulamıyorum ki bu cevabı verdiğim için bu yorumu yazabiliyorum. türkçe'mden belli sanırım nasıl hal-i ruhiye içinde olduğum. güzel bir yazı olmuş. sevdim.
YanıtlaSilEyvallah Galip. Tırmalamaya devam.
YanıtlaSil