18 Mart 2010 Perşembe
Tehlikeli Oyunlar
8 Mart 2010 Pazartesi
KARŞI HAYAT
Hayal kırıklıkları içindeki üç adam; Kör, Şair ve Yabancı, birbirlerinden habersiz yaşadıkları yılları göz açıp kapayıncaya kadar bitirmiş ama yine de hayata adapte olamamışlardır. Artık bulundukları zaman diliminde kendilerine kabul ettirebildikleri gerçeklikleriyle yaşamaktadırlar ama çevrelerindekiler onlara hala alışamamıştır. Bir gün ailelerinin dırdırından kurtulmak için bir iş görüşmesine giden adamlar, orada tanışıp beraber yaşamaya karar verirler. Boş bir evde, maddi şeylere ihtiyaç duymadan yaşayan adamlar için zaman, evin içinde bir sürüngen gibi ilerlemektedir. Bir gün evin balkonunda buldukları eski bir kitabın sırıını araştırmak için evden çıktıklarında ise evde sürüngen gibi geçen zamanın dışarıya aynı şekilde davranmadığını görürler; tıpkı yüzyıllar önce Yedi Uyurlar'ın başına gelen gibi. Değişen yeni dünyada, kitabın sırrının peşinde kendi gerçekliklerini sorgulayacaklar ve sonu gelmez bir yolculuğa çıkacaklardır.
5 Temmuz 2009 Pazar
Monoton Kokteyli
7 Haziran 2009 Pazar
DEVAM NİTELİĞİNDE BİR FİLM - 1
BÖLÜM 1
KÖRLE YATAN…
İki arkadaş bir görüşmeden çıkmışlardır. Onun devamını izleriz. Uzunca bir sokakta yürümektedirler. Elemanların birinin gözünde siyah gözlük, elinde değnek vardır. Diğeri sinirli, kumral, biraz yağlı saçlı ve kemikli bir surata sahiptir. Kör olan daha sakindir… Yürürler…
K: Kör
T: Tekin
T: Ben sana demiştim, bu herif anlamaz diye. Nerde onda o kafa?
Yürürler…
T: Aslında çok komik, düşünsene(yürümeyi keser) kör yönetmen. Ne sansasyon olurdu? (Yürümeye devam eder) Gazeteler, televizyonlar haber arıyor zaten.
K: Bunları adama anlatmadın mı?
T: Anlatmadım mı?
K: Anlattın.
T: Evet anlattım, duymadın mı? Sağır mısın?
K: Yok körüm ben. Duydum.
T: E o zaman niye soruyosun?
K: Bi daha bana niye anlatıyosun, ondan soruyorum. Olmadı işte.
T: Başka yapımcıya gideriz. Yapımcı mı yok?
Suskun yürürler bir müddet…
K: Aslında bir senaryomuz olsa iyi olurdu.
T: Ya senaryo dediğin nedir! Biz burda hikâyenin hasını yakalamışız. Kör yönetmen. Filmin çekimi zaten kendiliğinden film.
K: Ama yine de arıyor insan bi senaryo. Adamlarla konuşurken daha rahat olur sanki.
T: (Sinirli) Olur. Yazarız bi tane. Bende hikâye çok.
K: Bi de diğer sefere sen kör ol.
T: Niye lan?
K: Ne bileyim. Kör olunca konuşamıyom.
T: Körsün olum göremiyon sadece.
K: İşte görmeden nasıl konuşulur ne bileyim. Hissedemiyom öyle.
T: Ya bi siktirgit. Konsantre ol olum yeter. Sadece konsantre. Bilinçaltını…
Yürürler… (Burada kesme var. Boşluktan gelecekler.)
8 Mayıs 2009 Cuma
Öz Geçmiş - Sinopsis
Hiç Anadolu Bölgesi’nin ne yaparsa yapsın hiç de mühim olamayan bir kasabasında, hiç de mühim olmayan ve olsa olsa çocuğu meşhur olunca “ailesi normal bir aileydi” diye bahsedilecek olan bir ailenin, hiç önemli olmayan bir çocuğunun yaşama tutunma ya da her aşamada tuttuğunu kopardığı için her tuttuğunun elinde kalmasının, dolayısıyla elinde hiçbir şey kalmamasının buruk hikâyesi.
Kahramanımız varoşlarda var oluşçuluk oynarken başladığı hayatını etrafındaki insanların başarısızlığına inat, başarılı olma hevesiyle geçirir. Etrafındaki tek düzeliği kırmak için ÖSS’ye çok çalışır, iyi bir puan alır ve ODTÜ’de Kimya okumaya başlar. Kendisini farklı bir hayatın bekleyeceğini sanırken okuldaki seçkin kitlenin aslında çok da seçkin olmadığını ve hatta bu seçkin insanların bir süre sonra doğduğu yerdeki insanlardan da farklı olmadığını anlayarak isyan bayrağını çeker ve okulunu yarım bırakarak varoşlarına tekrar var olmak için döner.
Bir kış günü döndüğü varoşlarında artık ne onlardan biri ne de ötekilerden biri olmadığının farkına varır. Yine de yaşamın onu getirdiği bu noktaya iyimserlikle bakarak her sabaha gülümsemeyle başlamayı dener. Annesini ne kadar özlediğini ve babasız bunca yıl nasıl kaldığını hayretler içinde fark eder ve geçmişteki hatalarını örtmek için sürekli ağlar. Bir süre sonra “artık ağlamak yok” der kendi kendine ve intihara karar verir. Nasıl intihar edeceğini kestiremediğinden ve etrafı kirletip annesini üzmekten korktuğu için intihardan vazgeçer. Bu sırada kendine yeni bir hobi edinir; mezarlıkları ve hastaneleri gezer. Kaderin cilvesiyle bir mezarlık yanındaki montaj stüdyosunda görsel efekt ve kurgu üzerine çalışmaya başlar. Arkası yarınların arkasını yarar ve hiç izlemediği televizyon için çalışır. Hayatın onu getirdiği bu çıkmaza da kızar ve işi gücü bırakıp kendi gibi 3-5 adamla sinemaya atılır. Bir uzun metraj ve onlarca sinopsis yazar. Şu an yazığı en garip olan sinopsistir ve hiçbir şeye benzemez. O da bunun farkındadır ama okuyan kişinin affına ve hoş görüsüne sığınmıştır. Ne olursa olsun hayat devam eder ve kahramanımız bu sinopsisin cevabını heyecanla bekler.
12 Nisan 2009 Pazar
Gercekten Fazlası Degil
Gizli saklı, pek kimseye söylemeden içine girdiğim bir iş. Aslında içine girdiğim demek de yanlış olur, o beni içine çekti bir şekilde. Fazla kırmadan, dökmeden, kendi arkadaşlarımla, çevremle çekmeye çalıştım. Bir dil oluşturmak, sesi denemek, görüntüyü denemek adına kalkıştığım bu işi en sonunda bitirebildim. Çok içime sinmedi ama olsun, yine de paylaşmak istedim.
Çekimleri genelde tek başıma ve uzun bir süre zarfında yaptım. Sabit planlı bir film çekmeme rağmen tripod kullanmadım. Hem biraz sevmiyorum, hem de tripodum yoktu. Sürekli çözüm üretmeye çalışıp, yeterli kadrajları yakalamaya çalıştım.
Eksiklerine rağmen ilk ciddi filmim. 10 sene sonra da "evet, o filmi ben şu şu şu duyguyla şunları şunları düşünerek çekmiştim" diyebileceğim. Bu yüzden sevinçliyim
Neyse uzatmayayım, buyrun film...
Gerçekten Fazlası Değil
Süre: 12'46''
Yazan - Yöneten
Bilal Bay
Oyuncular
Yasemin Bay - Fikret Bay
Olcay Karagöz
Kemal Erol
Emre Şengün
Engin Behlül
Süheyp Tosun
Onur Karıncalı
Mert. M. Lale
Teşekkür: Code (Ali CAN)
Kamera: Panasonic DVX 102-B
Mikrofon: Azden SGM-1X
5 Mart 2009 Perşembe
Cümle Arası Anekdotlar - 3
Yapamadım.
O geldi aklıma.
Döndüm hüzünle sifonu çektim.
Sıçmamıştım ama adettendir, çekmek lazım.
Şarıl şarıl akan su tekrar onu düşündürdü.
Bir alafranga tuvalet uğruna kavga etmiştik.
Bize gelmişti.
Salata yemiş, sağlıklı su içmiştik.
Sıçası geldi herhalde.
“Lavabo nerede?” dedi.
“Şurda” dedim.
Gitti geri geldi.
11 Ocak 2009 Pazar
Bir Öykü
9 Ocak 2009 Cuma
Redif
Uyak gibi yapıp bir türlü uymayan, uyuşamayan hani
Şiirler de böyleydi, böylesi daha güzeldi, daha haki
Turkuaz bir çeşit derinlikti, derinlik derdimdi, derdimse koyu mavi.
Yüzme bilmeden dalgıçtım ya da çok dalgındım belki
Aniden su yüzüne çıkmamam gerekirdi,
Bu vurgunlar bana sahibinden, ihtiyaçtan hediyeydi.
Daha kötüsü daldığımda yazdı, çıktığımda çoktan kış gelmişti.
Dışardaydım, etraf karbeyazdı, ayaza çalan soğuk gibi.
Zaten kar hep soğuktu, soğuksa hep beyaz sanki...