Aruz arzulardı benimkisi lakin elde kalan hep redifti;
Uyak gibi yapıp bir türlü uymayan, uyuşamayan hani
Şiirler de böyleydi, böylesi daha güzeldi, daha haki
Turkuaz bir çeşit derinlikti, derinlik derdimdi, derdimse koyu mavi.
Yüzme bilmeden dalgıçtım ya da çok dalgındım belki
Aniden su yüzüne çıkmamam gerekirdi,
Bu vurgunlar bana sahibinden, ihtiyaçtan hediyeydi.
Daha kötüsü daldığımda yazdı, çıktığımda çoktan kış gelmişti.
Dışardaydım, etraf karbeyazdı, ayaza çalan soğuk gibi.
Zaten kar hep soğuktu, soğuksa hep beyaz sanki...
9 Ocak 2009 Cuma
3 Ocak 2009 Cumartesi
Sen
Günlerden bir gün; hani benim seni sevdiğim gün mesela, senin beni sevmediğin gün gibi. Tıpkı o gün gibi biliyorum ki, bugüne musalla taşında uyanmış olmasaydım, ölmeseydim mesela, sana öyle bir masal anlatabilirdim, öylesine etkileyebilirdim ki seni; bu masala inanmış olmak sende yaşama kudreti bırakmazdı. Ama bunu sana yapamazdım, söyleyemezdim inanabileceğin bir yalanı, söylemedim de. O yüzden bu yalanı şimdi söyleyebiliyorum ancak; soğuk bir musalla taşına musallat olduğum soluk bir sonbahar günü... Ölü bedenimin konuşabileceğini, ağzımdan repliksiz çıkan bu kelimeleri duyabileceğini ve dahası bu kelimeleri sevebileceğini açıkçası ben de kestirememiştim işin en başında. Ama ne zaman ki konuşmaya başladım ve sen “devam et, devam et” der gibi baktın ya feri kaçmış gözlerimin içine içine, işte o an içim içimi yedi için için, senin için. İşte bunun için devam ediyorum:
21 Kasım 2008 Cuma
Iletilmis Bir Ileti
Yolladığım bir maili bloğumda paylaşmak istedim.
Biraz baktım programa.. Bu çocuklar bu cümleleri kurmayı kimden öğreniyorlar? Neden herkes tek tipleşiyor? Ve dahası neden bu konuları düşünüyorlar, bilemedim. Yersiz yersiz alkışlamalarına ise hiç girmeyeceğim. Okurken de huzursuzdum gençliğimizden, şimdi de öyleyim. Yine de ne çıkarsa oralardan çıkacak ama sistem otomatik canavarlar yaratıyor; beyinsiz ve tek tip. Beğenmediğim bu gençlikten beni ayıran belirgin bir şey var mı bilmiyorum ama geldiğim şu noktada görüyorum ki ben onlardan biri değilim. Olsaydım sana burada bu lafları anlatmaya çalışmak yerine ilgiyle o programı izler ve ertesi gün görüşeceğim arkadaşlarım için konuşacak malzemeler toplardım. Oysa benim için her şey bir malzeme ve benim ertesi gün konuşacak arkadaşım yok:
25 Ekim 2008 Cumartesi
Ahval
Helvalar, tencereler, kadınlar, çocuklar... Bütün ölü evlerindeki matemi matematiksel olarak hesapladım sonuç Mahmut Tuncer çıktı: “Bakkal amca bakkal amca, yağın var mı?” Bakkal amca şarkının aksine 70’lerdeki dar zamanları düşleyerek“yağ yok” dedi, biraz yağ çektim, zuladan çıkarttı: Hidrojen katkılı sıvı yağ, al sana katı “sana yağ.” Borcun 2 milyon. Bütün bu uğraşlar şunun içindi:
27 Haziran 2008 Cuma
Yarım
Tarihi bir handa tarihi bir ana tanık oluyordu: Son moda çakma çantasında bomba taşıyan esmer bomba, alışık olduğu bakışlarla yolunda seğiriyordu ve az sonra ona şehvetle bakan bütün gözlerden intikamını alacaktı. Adamımız her şeyin farkındaydı ama bu durumu engellemek için bir çaba göstermesi gerektiğini düşünmüyordu. Dün gece bir kedinin kuşu yakalayıp mideye indirmesini neden engellemediyse -ekosistemi bozmak istememişti- aynı nedenden bu katliamı da engellemek istemiyordu. Tek soru kendini tarihi handan bir anda dışarı atacak mıydı, kedi miydi, kuş mu, yoksa ikisinin de kaderini belirleyen belli belirsiz bir adam mı?
25 Haziran 2008 Çarşamba
Musallat
"Kendine kadrajlardan bir kadraj beğen" dedi bir dış ses içinden ve "o seçtiğin kadrajda ölümlerden bir ölüm beğen" dedi iç ses dışından. İkisinin de aynı filmin sesi olması beni şaşırtmamıştı sevgili okur ve "benim hiç sevgilim olmadı, sevgilim olur muydun sevgili okur?" dedim içli içli dışımdan. Filmdeki gencin ölümü için seçtiği kadrajın hep sevdiğini beklediği yerin bel ölçeğinden çekimi olduğunu biliyor muydun sevgilim okur? Son kadrajda gencin yüzünün hüznünü göstermek istiyordu yönetmen. Bir sır paylaştım seninle, artık sevgiliyiz okur.
Bir caminin musalla taşına musallat olmuştum, boka musallat olmuş sinek gibi. Çevresinde dönüp duruyordum, sahiplenmiştim onu. O kadar yalnızdı ki "artık sevgilim okur", ne bileyim benimsedim işte. Anla beni, o biçim bir yalnızlık sevgilim sevgili okur.
----------------------------------------------------------

- Madem kurbandan maksat kan akıtmak. Bilekleri kesecem ilk kurban bayramında... Ölümümü manalandıracam hocam, caiz mi?
- No caizn't.
----
Alo fetva hattı, 24 saat canlı fetva ve bira keyfi sizlerle...
Bir caminin musalla taşına musallat olmuştum, boka musallat olmuş sinek gibi. Çevresinde dönüp duruyordum, sahiplenmiştim onu. O kadar yalnızdı ki "artık sevgilim okur", ne bileyim benimsedim işte. Anla beni, o biçim bir yalnızlık sevgilim sevgili okur.
----------------------------------------------------------
FETVA

- Madem kurbandan maksat kan akıtmak. Bilekleri kesecem ilk kurban bayramında... Ölümümü manalandıracam hocam, caiz mi?
- No caizn't.
----
Alo fetva hattı, 24 saat canlı fetva ve bira keyfi sizlerle...
27 Nisan 2008 Pazar
Sabah Taksimi
Annesi. Tamam annesi tamam. Kalkacak az sonra, beş dakika daha uyusun annesi. Lütfen annesi. Sen git şimdi başından, o kendi saatini kurup, kendi kalkabilir annesi. Kalkamazsa sen sorumluluk hissetme, bırak onu kendi haline. Peki, annesi peki, kızma, kalkıyor şimdi. Ama bir dakika daha lütfen annesi. Anladı annesi, kahvaltı yapacak ama şunu da bil ki; insan uyandığında kahvaltı yapar annesi, kahvaltı yapmak için uyanmaz. Lütfen biraz daha yatsın annesi. Açma yorganını, sevmez böyle şeyleri. Hem işe geç kalmaz annesi, geç kalacak bir işi olmadı hiçbir zaman. Şimdiki işi de geç kalınacak bir iş değil annesi, ne zaman giderse o zaman yapar işini. Arkası yarınların arkasını yarmaktan başka bir işi yok annesi. Onun için kolay bir iş. Tamam annesi tamam kalktı. Elini yüzünü yıkar annesi ve hemen sofraya gelir. Yok banyoda uyuyakalmaz annesi, uyandığında bir daha kolay kolay uyumaz zaten, o yüzden zor uyanır. Havlusunu bulamadı annesi, nereye koydun yine. Tamam çekmeceden aldı yenisini annesi, kızma. Çayın şekerini sen atma annesi, kendi atabilir. Hem sen çok atıyorsun zaten, sevgini böyle göstermene gerek yok annesi. Kilo alıyor sonra. Yok annesi yüzü asık değil, her zamanki hali. Gülmüyor genelde bilirsin annesi. Neyse. Eline sağlık annesi, doydu. Yok, çaydan başka bir şey istemiyor canı, ısrar etme annesi. Yok inatçı değil annesi, sadece iştahı yok. Tamam annesi tamam, çok inatçı o ama insan tek başına inatçı olabilir mi ki? Beraber inatlaşıyorsunuz; sen ısrar etmesen o da ısrar etmeyecek. Tamam annesi uzatmıyor, özür diler, seni kızdırmak istemedi. Ukalalık yapmıyor annesi. Şimdi çıkıyor. Yok, saçlarını taramayacak annesi. Ayakkabılarını da boyamayacak, bırak böyle kirli kalsınlar annesi. Tamam annesi tamam, herkesin ne dediği önemli değil, o kendini böyle iyi hissediyor annesi. Belki bir gün annesi, belki bir gün oğlun da diğerleri gibi olur: Onlar gibi saçlarını tarar, elbiselerini ütüler, ayakkabılarını cilalalar, yüzü güler hatta belki bir gün birine aşık bile olabilir. Ama şimdi değil annesi, şimdilik böylesi iyi, mutlu böyle annesi. Hadi annesi çıkıyor şimdi. Bir şey ister miydin akşama gelirken annesi. Peki, iki paket LM, ha bir de üç ekmek annesi. Fırından annesi, başka yerden değil. Yok şemsiye istemez annesi. Yağmurda ıslanmayı çok sever, yürümeyi bir de annesi…
21 Mart 2008 Cuma
Tebessüm
Ağlamak yok dedim
Ağladım
Ağlamak yok dedim
Çok ağladım
Ağlamak yok dedim
Az ağladım
Ağlamak yok dedim
Biraz daha ağladım
Ağlamak yok dedim
Daha ağladım
Ağlamak yok dedim
Ağlamıyorum, gözüme geleceğim kaçtı ondandır, geçer yakında dedim
Ağlamak yok dedim
Burnumu çektim
Ağlamak yok demedim
Ha şöyle dedim, yüzün gülsün biraz
Ağladım
Ağlamak yok dedim
Çok ağladım
Ağlamak yok dedim
Az ağladım
Ağlamak yok dedim
Biraz daha ağladım
Ağlamak yok dedim
Daha ağladım
Ağlamak yok dedim
Ağlamıyorum, gözüme geleceğim kaçtı ondandır, geçer yakında dedim
Ağlamak yok dedim
Burnumu çektim
Ağlamak yok demedim
Ha şöyle dedim, yüzün gülsün biraz
5 Mart 2008 Çarşamba
Kolay olan: Kaçmak
Mahalle aralarında, aralarında çok da yaş farkı olmayan boy boy çocuklar kovboyculuk oynuyorlar. “Dink-şıınnnn, dink-şıınnnn” Sesler birbirini kovalıyor, kovboylar kaçışıyor. İçlerinden biri avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Vurdum onu, Tanrı öldü.” Kovboyculuk bir anda yerini varoşlarda var oluşçuluğa bırakıyor. O anda karamsar gökyüzünden damlalar taneler halinde süzülüyor. Aynı çocuk “yağmur yağıyor” diye haykırıyor bu defa. Bu tip durumlarda yağmuru ilk hisseden olmak ona Tanrıyı öldürmekten daha çok karizma katıyor. Oysa yağmuru ilk ben hissediyorum, sesimi çıkarmıyorum çünkü yağmurun neden taneler halinde düştüğünü düşünüyorum ve karar veriyorum: ”Allah ağlıyor, bugün Cuma.” Koşarak uzaklaşmak istiyorum ordan. Gitmeden de birilerine ateş etmek istiyorum. “Dink-şıınnnn” Ayaklarım ıslanıyor, koşuyorum…
5 Şubat 2008 Salı
Cümle Arası Anekdotlar-2
Geçenlerde intihar edeyim dedim, ettim.
Aklıma eseni dakkasına yaparım.
Cebimden çıkardım silahımı, dayadım şakağıma, bastım tetiğe.
Repliksiz öldüm.
Eğer bu bir film olsaydı acayip karizma olurdu.
Ama bu sadece bir yazıydı, o yüzden çok karizma olmadı.
Düştüm odamın ortasına.
Beynimin parçaları etrafa saçıldı, bazıları da duvara yapıştı.
Malumunuz, her taraf kana bulandı.
Ne çok kanım var diye düşündüm.
Annemin, ben küçükken “Ye oğlum, kan yapar” demesi aklıma geldi.
Bu aklıma gelir gelmez annem odaya daldı.
Aklıma eseni dakkasına yaparım.
Cebimden çıkardım silahımı, dayadım şakağıma, bastım tetiğe.
Repliksiz öldüm.
Eğer bu bir film olsaydı acayip karizma olurdu.
Ama bu sadece bir yazıydı, o yüzden çok karizma olmadı.
Düştüm odamın ortasına.
Beynimin parçaları etrafa saçıldı, bazıları da duvara yapıştı.
Malumunuz, her taraf kana bulandı.
Ne çok kanım var diye düşündüm.
Annemin, ben küçükken “Ye oğlum, kan yapar” demesi aklıma geldi.
Bu aklıma gelir gelmez annem odaya daldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)